65 yıl önce bugün, Avrupa ülkeleri yeni bir yarışmayla tanıştı.
1956 yılının 24 Mayıs günü İsviçre’nin Lugano kentindeki Teatro
Kursaal’da düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması, yıllar boyu tam
da bu günlerde gündemi işgal etti. Bir süredir katılmadığımız bu
yarışma, bilhassa ‘80’li yıllarda memlekette de ciddi tartışmalara
sebep oldu. Türkiye, 2003 yılında 48. kez düzenlenen yarışmayı
Sertab Erener’in seslendirdiği “Everyway That I Can” ile
kazandığında tarih yine 24 Mayıs’tı.
Avrupa ülkelerini bir araya getirmeyi amaçlayan yarışma fikri,
1955 yılında Monako’da yapılan Avrupa Yayın Birliği (EBU)
toplantısında (İtalya’da 1951 yılından bu yana düzenlenen) San Remo
Müzik Festivali’nden ilhamla ortaya atılmıştı. Katılan ülkelerin
televizyonlarından naklen yayımlanacak bu yarışma, ülkelerin kendi
seçecekleri şarkıların yarıştığı “parıltılı” bir televizyon
gösterisi olarak tasarlanmıştı. EBU İsviçre’de kurulduğu için ilk
yarışmanın orada yapılmasına karar verildi. Ev sahipliği, her yıl
birinci olan ülkeye devredildi. Bu yıl, içinde bulunduğumuz şartlar
yüzünden iptal edilen Eurovision Şarkı Yarışması, 2019 yılına kadar
64 kez yapıldı.
Yarışma tarihi enteresan şarkılar, enteresan hikâyelerle dolu
ama ben bu yazıda memleket tarihine odaklanacak, bilhassa
elemelerde yaşanan kimi durumlardan söz edeceğim. Elenen şarkılar,
tuhaf “oyun”lar, yarışma sırasında ve sonrasında yaşananlar,
Eurovision’u hep gündemde tuttu. Bir dönem büyük heyecanla
izlediğimiz, milletçe televizyon başına kitlenmemize sebep final
gecelerinin sonunda ekseriyetle bizleri karşılayan hayal
kırıklığıydı ama sonrasında talih döndü ve Türkiye, bilhassa son
döneminde yarışmayı hep üst sıralarda tamamladı.
Macera, 1975 yılında, Semiha Yankı’nın seslendirdiği “Seninle
Bir Dakika” ile başladı. Alınan sonuç, ilk hayal kırıklığı –ki
Yankı, bunun suçlusu ilan edilmiş, fatura onun ürkek duruşuna ve
finalde giydiği elbiseye kesilmişti. Sonrasında politik durumlar
devreye girdi, her yarışma sonrası hep aynı şeyler konuşuldu,
bahaneler art arda sıralandı: “Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi hep
birbirlerine puan veriyor”, “kuzey ülkeleri birbirini kolluyor”,
“Türkiye Avrupa Birliği’ne alınmadığı için yarışmada da kabul
görmüyor” ve daha nice tuhaflık… 1975 sonrası bunlarla geçti ve
Türkiye, 1986 yılında Melih Kibar bestesi “Halley”le yarışmayı
dokuzuncu sırada bitirene kadar sonuç hep hüsran oldu. 1997
yılında, Şebnem Paker’in seslendirdiği “Dinle”nin aldığı
beklenmedik üçüncülük, “zafer” yolundaki ilk büyük adımdı. TRT,
içinde saz ve ney olduğu için şarkıyı desteklememiş, Batıya Doğulu
bir enstrüman götüren ekibi yalnız bırakmıştı. Aynı TRT, 1982
yılında yarışmaya katılan Beş Yıl Önce On Yıl Sonra topluluğu
tarafından seslendirilen “Halay”da da aynı tavrı göstermiş, ekibe
sazıyla eşlik eden Arif Sağ’ı finale göndermemişti. “Halley’in söz
yazarı İlhan İrem de yarışmaya gidemeyen sanatçılardandı: O dönem
küpe taktığı için TRT tarafından “yasaklı” ilan edilmişti!
1975 yılında yapılan ilk elemelerin sonucu da tartışmalıydı.
Başta, birincinin halk oyuyla belirleneceği açıklanmış ancak halk,
Ali Rıza Binboğa’nın özgürlük, barış gibi “sakıncalı” sözler içeren
“Yarın”ını seçince bir ince ayar çekilmiş, şarkı, kurulan
profesyonel jürinin yeniden değerlendirmesi sonucu elenmiş,
yarışmaya gönderilmemişti.
1978’de yarışan “İnsanız Biz”, elemeler sırsında tepki çeken bir
başka şarkıydı. Şanar Yurdatapan – Attila Özdemiroğlu imzalı bu
şarkı, içinde geçen “hem zeki hem uygar hayvanız biz” dizesiyle
tartışıldı, tartışmaların ucu evrim teorisine uzandı. Aynı yıl, Ali
Kocatepe, “Melankoli” ile yarışmaya katılmış, şarkı (muhtemelen
sözleri Sabahattin Ali’nin bir şiirinden alındığı için) ön elemeyi
bile geçememişti. O yıl Nükhet Duru tarafından seslendirilen
şarkının “yılın şarkısı” seçildiğini, memleket pop müziğinin
klasikleri arasına girdiğini söylememe gerek yok sanırım. Bu
noktada, ön elemeleri geçemediğini bildiğim iki şarkıyı daha
anayım: Barış Manço tarafından seslendirilen “Kazma” ve Mazhar Fuat
Özkan şarkısı “Ele Güne Karşı”. İlki, söz denetimine takıldı,
ikincisi 9/8’lik ritmi yüzünden sevilmedi. Barış Manço, sonrasında
da bir şarkısını son dakikada yarışmadan çekti: “Dön Desem Döner
misin?” Yakın dönemde dijital platformlarda yayımlanan bu şarkı,
“24 Ayar” albümünde İtalyanca sözlerle seslendirdiği “La Casa Della
Mamma Tulipano”nun Türkçesi. İtalyanca sözler Maria Rita Epik’e
ait. Epik, bir başka kazazede: İzmirli grup 21. Peron’la birlikte
seslendirdiği “Seviyorum” adlı şarkısıyla 1979 yılında yarışmada
Türkiye’yi temsile hak kazandı ama TRT, o yıl İsrail’de yapılan
yarışmayı protesto ettiği için finale katılamadı.
Eurovision tarihi tartışmalarla dolu. 1980 yılında yapılan
Türkiye finali, belki de en olaylısı… O yıl yarışmada Türkiye’yi
temsile hak kazanan şarkı (“İnsanız Biz”de olduğu gibi Şanar
Yurdatapan – Attila Özdemiroğlu imzalı) “Pet’r Oil”. Ajda Pekkan
tarafından yorumlanan şarkının söz yazarı Yurdatapan, Türkiye
finalinin sonunda canlı yayında TRT’yi şu sözlerle protesto etmiş,
ödülü reddetmişti: “Ben bu ödülün Attila’ya verilmesini dilerim.
Sözlerden dolayı bana bu ödülü layık gördünüz, ama burada önemli
olan fikirdi. Fikir Attila’nın, bu birincisi. İkincisi, hepimizden
çok o yoruldu. İki-üç cephede birden savaştı. Bir yanda sözleri
uygun bulmayanlar baskı yaptılar, değiştirilsin diye. Ben de baskı
yaptım, ‘İki elim yakandadır, değiştirme Attilacığım,’ diye.
Üçüncüsü de, bu sözlere baskı yapanların başında TRT Genel Müdürü
geliyordu. Kendisi şimdi bana bunu [ödülü] yollatmış oluyor. Ben
bunu almamayı tercih ederim…”
İngilizce “honey” kelimesini çağrıştırdığı için “Hani”yi, içinde
bol yabancı kelime geçtiği için “Opera”yı yarışmaya gönderen TRT,
yıllar sonra Türkçe ısrarından vazgeçti ve İngilizce bir şarkıyla
yarışmaya katılmaya karar verdi. Demir Demirkan bestesi “Everyway
That I Can”, on yedi yıl önce bugün, Riga’da, Türkiye’ye yarışma
tarihindeki tek birinciliği kazandırdı. Yarışmanın kıdemli sunucusu
Bülend Özveren, o gece, TRT mikrofonları aracılığıyla şu tarihi
cümleyi kurmuştu: “Ben yıllardır bu anı bekliyordum sevgili
seyirciler”.
Sonrası, art arda alınan başarılı sonuçlar ama bir süre sonra
Eurovision gereksiz bulundu ve Türkiye, yarışmadan çekildi. Her
şeye rağmen, takipçilerini sevindiren bir yarışma Eurovision ve
hâlâ genç. Başta müzik ön plandaydı, sonrasında “gösteri” öne geçti
ama yarışma cazibesini kaybetmedi. Bu yıl yapılmıyor, ben doğum
gününde küçük bir yazıyla anmış olayım.