Ahmet Ümit: Tanpınar Türkiye'de hayat var diyor

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Festivali başladı. Ahmet Ümit festivali anlattı.

Abone ol

DUVAR - 6-11 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 9'uncu Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Festivali’nin kokteyli dün gece Romen Kültür Merkezi’inde gerçekleştirildi. Kokteyle edebiyat dünyasından birçok yazar, yayıncı, editör ve okur katıldı. Bu kokteylde festivalin Genel Direktörü Mehmet Demirtaş, Profesyonel Yayıncılar Direktörü Nermin Mollaoğlu, yazar Ahmet Ümit ve Yavuz Ekinci ile kısa bir söyleşi yaptık.

'EDEBİYATI SEVİN BİZİ TAKİP EDİN'

İlk yıllarından bugüne baktığınızda festivalde neler değişti? Ne söylemek istersiniz?

Mehmet Demirtaş: İlk başlarda acaba devam edecek mi, Türkiye böyle bir işi kotarabilir mi diye düşünüyordum. Bu endişenin aksine Türkiye'nin böyle bir festivale ihtiyacı olduğunu düşünerek başladık ve bir misyon olarak devam ettiriyoruz. Festival ilk başladığında çok amatördük. Ne yapacağımız konusunda fikrimiz yoktu. Bugüne baktığımızda, büyük hedefler koyarak ilerlemeye devam ediyoruz. Benim için 9 yıl sanki 9 ay önce başlamış gibi. Ana hedefimiz Türk Edebiyatını dünyaya tanıtmanın dışında yabancı konuklara biz burada nasıl bir edebiyat dünyasında içinde yaşıyoruz düşüncesini anlatmak ve edebiyatımızı öğrenip kendi ülkelerine götürmelerini sağlamak istiyoruz. Dokuz yıldır yapılan bu festivalin vasıtasıyla, Türkiye'ye farklı zenginlikteki edebiyatın tanıtılması ve yayınlanmasına da vesile olduk.

İlk yıllara göre bugün yurtdışından festivale katılım hakkında neler söylersiniz?

MD: Festival düzenlemek aynı zamanda bütçe ile de alakalı. Biz tanıtım için bütçe harcamıyoruz. İş yapmak için harcıyoruz. Sonuçta imece usülü bir festivaldir. Kağıdı bir yerden, matbaayı bir yerden bularak idare etmeye çalıştığımız festival diyebilirim. Kendi kapasitesine göre değerlendirdiğimizde, şu anda dünyadaki festivaller içinde ilk 20'deyiz. Türkiye'nin temsilinde, Berlin, Kopenhag, Atlantis, Singapur vb çok büyük edebiyat festivalleri ile işbirliği ve devamlı temas içindeyiz. Bu gücü yansıtmak dünyada sağlayabilmek için Türkiye'nin sanata vereceği maddi destek çok önemli, ben de bunu yaratmak çalışıyorum. Yani bir lokomotif arıyoruz.

Bu festivalde yazar, yayınevi ve okur perspektifinden baktığımız zaman nasıl değerlendiriyorsunuz?

MD: Dünyanın en iyi yazarlarını getireceğimizi biliyorduk. Bu yazarlar artık Türkiye'de ikici, üçüncü kitabı çıkmış bilinen kişiler oldular. Yabancı yazarlar kendi kariyerlerinde belki ilk defa uluslararası edebiyat festivaline geliyorlardı. Şimdi bizim festivale katılan bir yazarın dünyada isim sahibi olduğunu görüyoruz. Biz onu bu festivalde keşfetmiştik. Bu nedenle önemli bir ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. Sadece okurla yazarı buluşturup çekilmiyoruz, yazarlara da yol açmaya çalışıyoruz. Bu yıl ‘Büyüklere Masallar’ diye ilk defa yaptığımız bir sahne etkinliğimiz oldu. Sanatlar arası geçişlere de önem veriyoruz. Çünkü sadece edebiyat değil, işin içinde müzik de var. Hiçbir yazar müzik dinlemeden yaşıyor olabilir mi? Hiçbir müzisyen kitap okumuyor olabilir mi? O yüzden sahne sanatlarına da bu festivalde yer vermeye çalıştık.

Peki yayıncılar?

MD: Şu an Türkiye'de profesyonel anlamda işleyen tek program bizim festivalde mevcut. Hatta profesyonel buluşmalar organizasyonumuz dünayda ilk üçe girmiş durumda. Her yıl 10 kişilik kontenjanımıza rağmen yaklaşık 200 kişiye yakın başvuru alıyoruz. Bu şu demek; dünyadaki iki yüz editör Türkiye'yi tanımak için gelmek istediğini söylüyor. İmkanlarımız dahilinde ancak 10 kişiyi seçebiliyoruz. Bu yıl Peru'dan Tayvan'a, Mısır'dan İran'a çok geniş yelpazedeki yayıncılar katıldı. Burada Türk yayıncılarıyla ticari işbirlikleri de yapıyorlar. Sonuçta yayımlayan birileri olmazsa edebiyat dosyalar halinde masalarda kalıyor. Edebiyat dünyasının her halkasına dokunuyoruz.

Okurlar için ne dersiniz?

MD: Okurlar etkinliğe gelemese de, hangi yazarı okumalıyım diye sorarsa web sitemizdeki dünyanın çağdaş edebiyat yazarlarını bulabileceği veri kaynağına rahatlıkla ulaşabilir. Türk yazarlar açısından da öyle. Yalnız okurlar bana alınmasın ama etkinliğe gelip yazarı tek taraflı dinledikten sonra kitap imzası istemesinin ötesinde bir edebiyat etkinliğinin ne olacağını bizim festivalde öğrenmeye başladılar. Edebiyatın etkileşimli bir sanat dalı olabileceğini de ispatlıyoruz. 9 yılın sonunda okurların bizi takip ettiğini biliyoruz. Ankara’dan, Edirne'den izin alıp gelen edebiyatseverlerimiz var. okurların da bir tercih sebebi olarak edebiyatı takip etmelerini sağlıyoruz.

Festivale katılımı nasıl buluyorsunuz? 

MD: Bu yıl Türkiye'deki insanların psikolojisinde soru işaretleri vardı ve yoğun bir dönemden geçiriyoruz. Hayal dünyasını genişletmeye çalışıyoruz. Daha ilk etkinliğimizde kapasitemiz doldu. Kapasiteyi arttırmamıza rağmen hala dışarda kalan insanlar vardı. Şu anda da tüm etkinlikler neredeyse tam kapasite doluyor.

Çocuk edebiyatı için neler yapılıyor? 

MD: Bu yıl maalesef İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile beraber çalışamadık ve talebimize yanıt gelmedi. ‘Yazarlar Okulda’ projesi kapsamında ona yakın çocuk yazarı ile 8 ila 10 bin arasında çocuğa ulaşıyorduk. Bu yıl ne yazık ki o sayılara yaklaşamadık. Edebiyat sevgisi çocukken alındığında bir daha sönmeden devam eder. Çocuk etkinliklerini de Tanpınar Müzik Kütüphanesi’nde gerçekleştiriyoruz. Ayrıca çocuklar için edebiyat atölyesi düzenledik.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

MD: Festivalimizi takip edin, edebiyatı sevin!

'İNSANLARI EDEBİYAT İÇİN TOPLAYABİLMEK HARİKA BİR DUYGU'

Profesyonel Yayıncılar Programının (Fellowship) yürütücüsü Nermin Mollaoğlu bu yılki festivalle ilgili görüşlerini aldık.

Bu yılki festival hakkında düşünceleriniz öğrenebilir miyiz?

Nermin Mollaoğlu: Bu yıl 9'uncusunu yaptığımız festivalin çok özel bir durumu var. Biz şimdiden iki yıllık heyecanı yaşıyoruz. 10. yılda neler yapabiliriz, neler katabiliriz diye düşünmeye başladık. Bu yılın programı biraz sıkıntılı olsa da, son iki ayda çok iyi işler başardık. Gönüllü ekibimizin desteği bizim için çok değerli. Bu yıl 12 farklı ülkeden yazarlar geldi. Beni en çok heyecanlandıran bölüm de, 20 farklı ülkeden yayıncıların festivale katılmaları oldu. Mesela ilk defa Peru'dan bir yayıncı Türkçe edebiyatı kendi ülkelerine götürmek için buraya geldi. Rusya'dan, Finlandiya'dan gelen yayıncılar var. Bu yayıncılar üç gün boyunca Türkçe edebiyatın hem klasik hem de çağdaş yönlerini öğrenmeye çalışıyorlar. Bu da bizler için büyük bir kazanım.

Okurlar hakkında ne diyorsunuz?

NM: Geçen hafta Cumartesi günü bir konuşmaya katıldım. En büyük mekanlardan birinde yer kalmamıştı. 20 kişi giremediği için bir taraftan da çok mutlu oldum. Bugünleri görmek harika bir duygu. O kadar güzel havaya rağmen bu insanları edebiyat için toplayabilmek çok önemli bir şey. Hatta okurlar aktif olarak gelecek yılın programını yapmak için öneri sunmaya bile başladılar.

'TÜRKİYE'DE HAYAT DEVAM EDİYOR'

Yazar Ahmet Ümit ile kokteylde kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bu yılki festivalle ilgili neler söylemek istersiniz?

Ahmet Ümit: Türkiye'nin bulunduğu bu koşullarda, insanların psikolojisinin bozuk olduğu, insanların kamplara bölündüğü, politik istikrarsızlığın hayatın tüm alanlarına yayıldığı bu dönemde uluslararası edebiyat festivalinin yapılması çok kıymetli. Bu festival bize şunu söylüyor; demek ki Türkiye'de hayat devam ediyor, hala umut var, çünkü asıl mesele her şeyin sanatla başlaması. Bu nedenle çok umut verici buluyorum. Bu tip festivalleri sürdürmemiz lazım. Devam etmesi için elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz.

Geçmiş yıllara göre okurlardaki gelişimi nasıl yorumlarsınız?

AÜ: Türkiye'de edebiyat ortamı söylenenin aksine, ‘hani kitap okunmuyor’, ‘edebiyata ilgi yok’ gibi düşüncelere katılmıyorum. Büyük bir ilgi olduğunu düşünüyorum. Dünyanın değişik yerlerine gidiyorum. Mısır'dan Berlin'e kadar, oraların da bizden çok çok daha iyi olduğunu düşünmüyorum. Her şeye rağmen burada yaşayan insanlar edebiyata sahip çıkıyorlar ve son derece yaygın bir okur kitlesi mevcut. Bu tür festivaller de edebiyatın daha kaliteli olması, yurtdışı edebiyatın Türkiye'de yayımlanması ve bizim eserlerimizin yurtdışında yayımlanması açısından son derece işlevsel bir önem taşıyor.

Mesela okullara gidiyorum ve bizim kitapların okutulduğunu görüyorum. Bir örnek vermek isterim. Çin'de çok bilinen bir yazar buraya geldiğinde ona sordum. Sizde kitapların basımı ne kadar diye? Milyon basılıyor diye düşündüğümüz şey aslında yüz binler seviyesinde. Orada da yüz bin basımı olan yazar sayısı çok az. Türkiye'deki edebiyat dinamiğinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum.

'İSTANBUL DENİLİNCE AKLIMA TANPINAR GELİYOR'

Yazar Yavuz Ekinci ile de festival ve edebiyat hakkında kısa bir söyleşi yaptık.

Bu yılki festivalle ilgili neler söylersiniz?

Yavuz Ekinci: Festivalin 9'uncu yıla girmesi mihenk taşı gibi. Bu yılki temanın 'Şehir ve Hayal' olması bence düşündürücü. Çünkü hem şehri hayal etmek, şehri biçimlendirmek çok değerli. Bu festivallerin birçok boyutu var. Farklı ülkelerdeki yazarların, yayıncıların, editörlerin birbirleriyle iletişim sağlaması adına çok önemli. Diğer bir husus ise, kitaplarını okuduğumuz ve ancak bu şekilde düzenlenen festivallerde karşılaşabileceğimiz yabancı yazarların buraya geliyor olmaları bence önemlidir. İstanbul için önümüzdeki yıllarda bir kimlik festivali olması gerektiğini düşünüyorum.

Neden kimlik?

YE: Festival Ahmet Hamdi Tanpınar adına yapılmakta. Huzur adlı kitabında İstanbul vardır. İstanbul denilince de aklıma gelebilecek yazarlardan biridir Tanpınar. Şehirler siyasi partiler vs ile tanınmaz. Şehirler oranın yetiştirmiş olduğu romancıları, kültür-sanat çalışanları ve ilgili romanı merkeze alan yazarla tanınır. Tıpkı James Joyce'un Dublin'i veya Dostoyevski'nin St. Petersburg'u gibi. Umarım İstanbul zaman içinde Yahya Kemal, Orhan Pamuk gibi benzeri yazarlarla da tanınır. Şehrin bu tip etkinliklerini merkeze almalı. Örneğin Cannes, Venedik, Berlin film festivali gibi. İlerleyen yıllarda Tanpınar Edebiyat Festivali'nin de böyle bir seviyeye gelmesini umuyorum.

Okurların festivale ilgili göstermesini hakkında neler düşünüyorsunuz?

YE: Son iki seneye göre etkinliklere katılım daha azdı. Tabii ki yazarına göre de durum değişiyor. Okura diyecek pek bir şey yok aslında. Okur da kendine göre bir tavır alıyor.

Türkiyeli okurun edebiyata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YE: Türkiye'deki okur sayısının çok düşük olduğunu düşünmüyorum. Yeterli mi diye sorarsanız, elbette yetersiz. Ama ben umutluyum. Çünkü her geçen gün artan okur sayısı var. Sonuçta çocuk edebiyatı çok büyük bir ilerleme kaydediyor. Bu da önümüzdeki yıllarda okur sayısının çok daha fazla artabileceğini gösteriyor. Yayınevlerinin çocuk kitapları çıkartmaları çok değerli. Böylece genç kuşak okurun oluşabileceğinin göstergesi de diyebilirim. Şikayet edip eksikleri söylemektense, bunu nasıl arttırabiliriz, nasıl geniş kitlelere ulaşabiliriz diye üstüne kafa yormamız gerekiyor. Bu konuda umutsuz değilim.

Festival sayfasını takip etmek isteyenler linkten girebilirler.