Ülkenin en köklü film festivallerinden biri olan Adana Altın
Koza Film Festivali bu yıl 13 Eylül’de Emek Ödülleri’nin
verilmesiyle başlayıp 18 Eylül’de yapılan ödül töreniyle sonlandı.
1 haftalık yoğun film temposunda Adanalı sinemaseverler ve
konuklar, yerli ve yabancı çok sayıda filmi görme fırsatı
yakaladılar.
Festivalde, Onur Ödülleri sahiplerinin ikişer filmi, Ulusal
Yarışma’da on film, Yaşar Kemal bölümünde üç, Uluslararası Kısa
Film Yarışması’nda yirmi, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması
kapsamında yirmi dokuz, Adana Kısa Film Yarışması’nda altı, Dünya
Sineması bölümünde ise on film gösterildi.
Üstat sinema eleştirmenimiz Vecdi Sayar, akademisyen ve sinema
yazarı Fırat Sayıcı ve ben SİYAD Jürisi olarak Ulusal Yarışma
bölümündeki 10 filmi değerlendirip Mehmet Ali Konar’ın yönettiği
"Zîn ve Ali’nin Hikâyesi" filmine SİYAD Cüneyt Cebenoyan En İyi
Film Ödülü’nü verdik.
ASGHAR FARHADİ'DEN EVE DÖNÜŞ FİLMİ: KAHRAMAN
Dünya Sineması bölümünde yarışmasız olarak gösterilen
filmlerden, ulusal filmlerle gösterimi çakışmayan iki film
izleyebildim. Asghar Farhadi’nin Cannes Film Festivali'nde Grand
Prix Ödülü kazanan yeni filmi "A Hero" (Kahraman) ve Amerikan
sinemasının kült ismi Paul Schrader’in eylül başında 78. Venedik
Uluslararası Film Festivali'nde prömiyerini yapan "The Card
Counter" (Kumarbaz) filmlerini 1 günde 4 film izleme pahasına es
geçemedim. Farhadi, "Kahraman" filminde ödeyemediği bir borç
yüzünden hapiste olan Rahim’in 2 gün izinli çıkıp borcunu ödeyeceği
bir yol bulmaya çalışırken giderek bir toplumsal kahramana
dönüşmesinin hikâyesini resmediyor. Rahim’in sevgilisi, sahibini
bilmediği altın dolu bir çanta bulduğunda filmde İran sinemasının
klasik vicdan muhasebesi de başlamış oluyor. Farhadi’nin kusursuz
senaryo matematiğiyle başlayıp biten film, yönetmenin öteki
filmlerinin her birinden biraz öğeler taşıyan, yönetmenin
anlatımına alışkın olanlar için bolca tekrara düşen bir yapım.
Ancak Farhadi’yle yeni tanışacaklar için oldukça güçlü bir İran
filmi olduğunu söyleyebiliriz. Öteki Farhadi filmlerinden en önemli
farkı, bu kez sınıfsal çatışmaları temel alan, orta sınıf ve alt
sınıf karşılaştırması bu filmde yer almıyor. Bunun dışında evlilik
dışı aşk, hapishane, idam, yoksulluk, vicdan muhasebeleri filmin
temel retoriğini oluşturuyor.
GİDEREK GENÇLEŞEN BİR ÜSTAT: PAUL SCHRADER
Paul Schrader’in "The Card Counter"(Kumarbaz) ise daha komplike
bir yapım. Film, eski bir işkenceci askerin hapishanede öğrendiği
kart sayma maharetiyle usta bir kumarbaza dönüştükten sonraki
hayatını resmediyor. Paul Schrader; sinematografisinden
müziklerine, oyunculuktan politik arka planına kadar oldukça ince
bir işçilikle kusursuz bir seyirlik oluşturmuş. 75 yaşındaki usta
sinemacı, adeta genç bir yönetmen kadar dinamik bir sinema
yaklaşımıyla seyircinin karşısına çıkmış.
ULUSAL YARIŞMA FİLMLERİ: HER DİLDEN, HER TELDEN
Ulusal Yarışma bölümünde yer alan on film, farklı niteliklerde
oluşmuş bir seçkiydi. Ön jürinin önüne gelen 40 civarı film
arasından seçilen bu on film, bu yıl farklı platformlarda karşımıza
çıkacak yeni filmler. Nisan Dağ’ın yönettiği "Bir Nefes Daha",
Barış Sarhan’ın yönettiği "Cemil Şov", Hakkı Kurtuluş ve Melik
Saraçoğlu’nun yönettikleri "Dermansız", Erdal Rahmi Hanay’ın
yönettiği "Fuad", Sinan Sertel’in yönettiği "İçimdeki Kahraman",
Erkan Tahhuşoğlu’nun yönettiği "Koridor", Muhammet Çakıral’ın
yönettiği "Lacivert Gece", Tufan Taştan’ın yönettiği "Sen, Ben
Lenin", Ahmet Necdet Çupur’un yönettiği "Yaramaz Çocuklar", Mehmet
Ali Konar’ın yönettiği "Zîn ve Ali’nin Hikâyesi" Ulusal Yarışma
bölümünün filmleriydiler.
Erdal Rahmi Hanay’ın yönettiği "Fuad", Ardahan Damal’da bir
köyde yaşanan seri cinayetlerin izini süren komiser, savcı ve
doktorun hikâyesini resmediyor. Coğrafyanın eşsiz görüntülerine
yaslanan film, diyaloglarının neredeyse tamamının aforizmalardan
oluşan yapaylığı, akıştaki kopukluğu ve ses kanallarındaki
problemleriyle beni şaşırttı. Abartılı oyunculukları olan "Fuad",
anladığım kadarıyla dizi olarak planlanıp sinema filmine
dönüştürülmesinden kaynaklı sıkıntıları olan bir yapım.
Barış Sarhan’ın yönettiği "Cemil Şov", Yeşilçam klişeleri
üzerinden bina edilen bir yapıda önemli bir sanat yönetimi ve
görüntü yönetimi mahareti taşıyan ancak senaryosunun tekrara düşen
yapısıyla bir an önce bitmesini beklediğim bir yapım oldu. Film
daha kısa olsaydı, daha keyifli bir seyirlik olacağını
düşünüyorum.
Sinan Sertel’in yönettiği "İçimdeki Kahraman"da Sertel,
bütünlüklü bir yönetmenlik mahareti gösteriyor. Kendini kahraman
hisseden bir gencin üstün özelliklerini keşfetmeye çalıştığı
yapımda; sahnelerin tasarımı, görüntü yaklaşımı ve konuya uygun bir
oyunculuktan söz edebiliriz. Marvel ve DC filmleri meraklıları
filmden benim çıkardığımdan daha fazla anlamlar çıkabilir. Benim
açımdan filmin en önemli handikabı, önermesi. Kader isimli ona
yemekler yapan bir komşu kızıyla evlenmek, süper kahramanlık
hayallerinin peşini bırakıp çoluk çocuğa karışmak hâkim toplum
yapısına boyun eğmeyi, sıradanlaşmayı, meraklarını, idealarını yok
saymayı ve sisteme entegre olmayı simgeliyor.
Muhammet Çakıral’ın yönettiği "Lacivert Gece", antrenör olmak
isteyip de madende çalışmak zorunda kalan eski sporcu Semih’in
yaşam mücadelesini resmediyor. Madencilerin yaşamına dokunan az
sayıda ama önemli yapımların arasında bu yapım ne var ki bu
dokunuşu televizyon filmi estetiğinde yapıyor. Arka fonda yerli
yersiz çalan müzik, abartılı teatral oyunculuklar filmi sinemadan
daha ziyade televizyona yaklaştıran öğeler.
Ahmet Necdet Çupur’un yönettiği "Yaramaz Çocuklar", belgesel
olma iddiası taşıyan, birkaç açıdan önemli bir yapım. Hatay’ın bir
köyünde yaşayan ve genç yaşta ailesinden kopan bir genç olan Ahmet
Çupur, köye geri dönerek ardında bıraktığı okumak isteyen kız
kardeşine ve istemediği bir evlilikten kurtulmak isteyen erkek
kardeşine çeviriyor kamerasını. Filmin daha önce karşımıza çok sık
çıkmayan bir coğrafyayı ana dili olan Arapçayla bize yansıtması
oldukça değerli. Ülkemizde konuşulan diller ne yazık ki
yaygınlıkları ölçüsünde sinemaya yansımıyor. Bol Batı destekli bir
proje olan yapım kuşkusuz çok sayıda festivalde
ödüllendirilecektir. Benim için kurgu ve gerçek ilişkisi oldukça
muğlak olan "Yaramaz Çocuklar", yönetmenin tamamen her şeyin gerçek
olduğu iddiasına rağmen benim kamerada gördüklerime göre yeniden
kurgulanmış, yapay gerçeklikler taşıyan bir yapım.
Erkan Tahhuşoğlu’nun yönettiği "Koridor", iki yaşlı kadını aynı
evde tek mekânda resmeden güçlü bir sinematografi, sanat yönetimi
ve bunun yanında başarılı oyunculuklar taşıyan bir yapım. Ancak
filmin süresi ve konusu uzun metraj bir filmi kaldıracak kadar çok
boyutlu ve zengin değil. Filmdeki iki yaşlı kardeşin çatışması
filmi taşımada yeterli gelmedi bana.
Nisan Dağ’ın yönettiği "Bir Nefes Daha", İstanbul’un yoksul bir
semtinde rap müzik yapmaya çalışan ama madde bağımlılığının
pençesinden kurtulamayan Fehmi’nin eski DJ Devrin’le olan farklı
müzikler ve sınıflar arası aşkının yansımalarını resmediyor. "Bir
Nefes Daha", bana 2018 yapımı Mu Tunç’un yönettiği İstanbul'da
yaşayan punkçu gençleri resmettiği filmi "Arada"yı hatırlattı. Kent
yaşamının yeni dinamiklerinin sinemaya taşınması, sinemanın taşra
sancılardan kurtulması adına oldukça önemli. Kadın yönetmenlerin
bakış açıları da filmlerdeki eril dili ve erkek egemen bakış
açısını sınırlandırmada bize gerekli bir üslup. Nisan Dağ,
senaryodaki boşluklarının dışında ve görsel dile yaslanmayıp
diyaloglara fazlaca yer veren bir sinema anlayışının handikaplarını
bünyesinde taşısa da önemli bir filme imza atmış.
Mehmet Ali Konar’ın yönettiği "Zîn ve Ali’nin Hikâyesi",
ülkemizde sayıları oldukça azalan uzun metraj Kürtçe filmlerden
biri. Ülkenin politik atmosferi, sanat hayatının nereye doğru seyir
izleyeceğini de kuşkusuz başat aktörü. Politik gerginlikler ve
yükselen milliyetçilik, sinemada da çeşitliliğin önü tıkayan bir
hal almış durumda. Umarım ülkedeki dil çeşitliliği sinemamızda da
karşılık bulmayı arttırarak sürdürür. Oğlu İstanbul’da bir polis
takibinde öldürülen Bingöl’ün köyünde yaşayan bir kadının bütün
toplumsal ve politik baskılara rağmen oğlu için bir düğün alayı
kurma mücadelesini anlatan film, oldukça estetik bir yaklaşımla
diyaloglardan ziyade görselliğin gücüne yaslanan ve bünyesinde
taşıdığı politik ağırlığı bir bayrak savunuculuğuna dönüştürmeyen
şiirsel öğelerle bezenmiş bir yapım. Yönetmenin kendi imkanlarıyla
film çekmesinin yarattığı zorlukları senaryodaki boşluklarda görmek
olası. Mehmet Ali Konar’ın yeni filmlerinde çizgisini daha da
yukarıya taşıyacağına kuşkum yok.
Tufan Taştan’ın yönettiği "Sen, Ben Lenin", 1993 yılında Batı
Karadeniz’de Akçakoca sahiline vuran ahşap Lenin heykelinden
hareketle Barış Bıçakçı ve Tufan Taştan’ın yazdıkları usta işi bir
senaryoyla filme dönüştürülmüş eğlenceli ve yaratıcı bir yapım. Bu
konuda 2016 yapımı "Hoşgeldin Lenin" isminde Begüm Özden Fırat,
Aylin Kuryel, Ahmet Murat Öğüt ve Emre Yeksan’ın birlikte
yönettikleri bir kısa belgeselin de olduğunu hatırlatayım. Aynı
konunun hem belgeselini hem de filmini izlemek iyi bir deneyim oldu
benim için. Bol ve parlak oyuncu kadrolu "Sen, Ben, Lenin" filminde
Ümit Ünal’ın "9" filminin kokusunu almak da mümkün. Film, görüntü
yönetimi, atmosfer ve zaman zaman karikatürize edilmiş de olsa
başarılı oyunculuklarla övgüyü hak ediyor. Yer yer tiyatro öğesi
taşısa da film, sinemada genel izleyici kitlesini memnun edecek
unsurlara fazlasıyla sahip. Ana jüriden eli boş dönmesi ise benim
için sürpriz oldu. Film; senaryo, görüntü yönetimi ve oyunculuk
dahil çok sayıda dalın güçlü bir adayıydı.
Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu’nun yönettikleri "Dermansız",
usta işi bir belgesel. "İkilinin Gözümün Nuru" isimli çalışması
oldukça yaratıcı bir projeydi. Dermansız’da çıtayı daha da yükseğe
taşımışlar. 1966’dan 2015’e kadar Bursa’daki Memleket Hastanesi’nde
yatan Abdullah Kozan’ın hayatının belgeselini çeken ikili, Kozan
üstünden bir dünya projeksiyonu oluşturarak olabildiğince zengin,
zekice ve güçlü bir kurgu ürün ortaya koymuşlar. "Dermansız",
ülkedeki belgesel düzeyinin oldukça ilerisinde bir yapım.
Festivalde Haluk Bilginer Onur Ödülü alırken konuşmasını, “Eğri
zamanlarda dik duranlara selam olsun” sözleriyle tamamlamıştı. Biz
de festivalin en değerli ifadesini hatırlatarak bitirelim.