Aristokrat aileden Bolşevik önderliğe: Elena Stasova
Stasova’nın yaşamına baktığımızda devrimciliği seçtikten sonra artık ‘soyun’ pek de bir şey ifade etmediğini görebileceğimiz neredeyse asırlık bir yaşam öyküsü görüyoruz. Kendisine sunulan sınırsız imkanların kaynağını keşfedip o kaynağın kavgasını veren gerçek bir 'aydındır’.
Bazen insanların yaşamlarını tepkisel yönelimler şekillendirir.
Aileye ve sosyal çevreye karşı tavırların belirleyici olduğu
anlarda kişi hayatının direksiyonunu bambaşka bir yöne kırar.
‘Savrulmuş’, ‘kayıp’ ya da ‘arayışta’ olarak nitelenen bu insanlara
siyasi spektrumun farklı uç noktalarında rastlamak mümkündür. Uzun
yıllar örgütlü komünist bir mücadelenin içerisinde bulunan bir
insan bakmışsınız kariyer peşinde koşan kravatlı bir soytarı olmuş.
Ya da feci suretle varlıklı bir ailenin yalılarda konaklarda
büyümüş evladı bir bakmışsınız militan işçi mücadelesinin içerisine
girmiş. Daha yaygın olan ilk örnek ikincisinden biraz farklı. Zira
çoğu zaman tepkileri ve hırsları kendine dairdir. Fakat ikinci
örnek daha dikkat çekicidir.
Toplumsal mücadeleler tarihinde aristokrat ya da burjuva kökenli
olup farklı bir sınıfın mücadelesine omuz veren isimlerin hepsinin
‘tercihlerini tepkisel bir buhran sonucu yaptıkları’ ve
‘heveslerini aldıktan sonra ait oldukları yerin kimliğine geri
dönecekleri’ düşünülür. Böyle örnekler vardır kuşkusuz. Ancak pek
aceleci olmamakta fayda var. Asıl önemli olan, şu ya da bu nedenle
kimin nerede olduğu değil; kimin tutarlı, sürekli ve içten bir
tavır aldığıdır.
Öyle ki örgütlü mücadeleye kendini veren ve sınıfsal olarak
diğer uçtan gelen insanların sayısı, çok olmasa da aralarında bazen
çok farklı örneklere rastlıyoruz. Kimim ‘hevesle’ kimin
‘adanmışlıkla’ bir mücadeleye bağlı olduğunu görmek için bir insan
yaşamını bir bütün olarak incelemek gerekiyor.
Elena Stasova
Elena Stasova (1873-1966), Bolşevik Parti’nin en üst
kademelerine kadar önderlik etmiş olmasına rağmen ismini pek
bilmediğimiz bir komünist devrimci. Yine bizim için çok bir şey
ifade etmeyen soyadı, Rusya’da gayet iyi bilinen bir aileye işaret
ediyor.
Fakat kimileri kurnazca Stasova için bu ‘soyu’ ön planda tutmak
istese de Stasova’nın yaklaşık bir yüzyıllık yaşamı, işçi
okullarından yeraltı devrimci örgüt liderliğine; Sibirya
sürgünlerinden hapishanelere… bize bambaşka bir hikayeyi
vurguluyor.
Biz de bu vesileyle Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevik Parti’nin
Genel Sekreterliğini de yapmış olan Stasova’nın geri adım atmadan
sürdürdüğü mücadele yaşamına göz atalım.
ÇARLARIN VAFTİZ ETTİĞİ AİLE
O kadar ‘soydan’ söz edildiğine göre biz de aile ile
başlayalım.
Normalde bir kişinin hayatından söz etmeden önce birkaç cümle
‘aileye’ ayırırız. “Annesi şu, babası şu işi yapar” dediğimizde
aslında yapmak istediğimiz, sözkonusu kişinin sosyo-ekonomik
profiline dair bağlayıcı olmasa da fikir verici bir çerçeve
çizmektir. Elena Stasova’nın örneğinde de amacımız farklı değil.
Ancak bu bölümü biraz daha uzun tutmak gerekiyor. Çünkü karşımızda
dönemin Rusya’sında son derece önemli bir yeri olan geniş bir aile
var.
Vasili Stasov ve Stasov aile arması
Stasov’lar, renkli ‘armalarıyla’ geçmişini yüzyıllarca geri
götürebilen Rusya’nın soylu bir ailesidir. Elena Stasova’nın dedesi
Vasili Stasov (1769-1748), Çar I. Aleksandr ve I. Nikolas zamanında
imparatorluğun önde gelen mimarlarındandır. Moskova ve Petrograd’da
tasarladığı katedral, kışla ve zafer takı gibi pek çok eseri bugün
hâlâ tüm ihtişamıyla görmek mümkün.
Vasili Stasov’un çocukları, Dimitri (Elena’nın babası), Nadezhda
ve Vladimir de farklı alanlarda ses getiren isimlerdir. Hukukçu
Dimitri Stasov, Çar II. Aleksandr’a yakın bir isimdir. Hükümette
yer alan Dimitri Stasov (1828 - 1918), II. Aleksandr dönemindeki
hukuk reformlarına öncülük eder. Liberal bir hukukçu olan Dimitri
yer yer kimi devrimcilerin de savunusunu yapar.
Vasili Stasov’un çocukları, (soldan sağa) Dimitri
(Elena’nın babası), Nadezhda ve Vladimir
Vladimir Stasov (1824- 1906) Rus edebiyatının altın çağında,
ülkenin en saygın edebiyat eleştirmeni olarak isminden söz ettirir.
Nadezhda Stasova (1822-1895) ise Rusya’daki kadın hareketinin
öncülerinden birisidir.
Varvara Stasova
İşte Çarların vaftiz ettiği çocuklarla dolu, Petrograd’lı bir
ailenin içinde doğmuştur Elena Stasova. Ablası Varvara Stasova
(1862-1952) müzikoloji ve yazarlık alanında kendini geliştirip üne
kavuşurken, kendisinin önünde bambaşka bir yol uzanır.
AYRICALIKLARIN KEŞFİ
Çekirdek ailede Elena’nın üzerindeki en büyük rolü baba oynar.
Sağlık sorunları nedeniyle annesi, üzerinde daha farklı bir iz
bırakırken babanın siyasi tavrı Elena için belirleyici olur.
Dimitri Stasov, Çar’a ikinci tekil kişiyi kullanarak hitap edecek
samimiyete sahiptir. Fakat kendisini zamanla daha farklı bir yerde
konumlandırır. Reform döneminin ardından bağımsız bir avukat olarak
çalışan Dimitri Stasov, örneğin Narodnaya Volya devrimcilerinin
davalarında sanık tarafında yer alır. Bunun bedelini de yer yer
baskı ile öder.
Her ne kadar çocukları ile iyi bir ilişkisi olsa da talepkâr ve
katıdır. Çocuklarının eğitimine büyük bir özen gösterir. Elena ise
erken yaşlardan itibaren babasının kütüphanesinde zaman geçirmeye
başlar. Burjuva ekonomi politiğin klasiklerini okur, babasının
kendisine gösterdiği makaleleri inceler. Bunun haricinde amcası
Vladimir ile yaptığı sohbetler de üzerinde şekillendirici etkiler
bırakır.
Yaklaşık 13 yaşına kadar evde eğitim alır. Liseye girmeden önce
Fransızca ve Almancaya çoktan hakimdir. Kendisine sunulan imkanları
değerlendiren Stasova, okulunu da dereceyle bitirir ve öğretmenliğe
adım atar. Bu süre içerisinde bir yandan öğretmenlik yaparken diğer
yandan eğitime devam eder. İlkel insanların kültürleri üzerine
aldığı dersler sayesinde mülkiyet ilişkileri üzerine kafa yormaya
başlar. Stasova, otobiyografisinde bu dersler
sayesinde ‘hayatı anlamanın ekonomi-politiği öğrenmekten geçtiğini’
fark ettiğini dile getirir. Siyasi bilinci şekillenirken kendisine
sunulan ayrıcalıklı dünyanın çözümlemesini yapma fırsatı bulur.
‘Aydınların çoğuna bu ayrıcalığı
verenlerin asıl olarak emekçiler olduğunun bilincine varan’
Stasova, bu doğrultuda kendine sunulanları işçilerle paylaşmak
üzere işçiler için kurulan okullarda öğretmen olarak çalışmaya
başlar. Genç yaşına rağmen, Pazar günleri ve mesai sonrasında işçi
eğitimlerinde görev alır. Bilincini inşa ettiği bu sıralarda
geleceğin Bolşevik Partisinde ve Sovyetler Birliğinde kilit roller
oynayacak devrimci Nadejda Krupskaya ile tanışır. Tüm bu rollerinin
yanı sıra Lenin’in eşi olarak anacağımız Krupskaya ile birlikte
Stasova örgütlü alana adım atar. İleride yaşayacağı Bolşevik ve
Menşevik ayrımı ile bildiğimiz 1898 yılında Rusya Sosyal Demokrat
İşçi Partisi’nin (RSDİP) kuruluşunda yer alan isimlerden olur.
Devrimciliğinin ilk aşamalarında Stasova çoğu örgütsel dökümanın
saklanmasında sorumluluk alır. Ailesinin ‘soyunu’ yasak kitaplar
için güvenli bir sığınağa çevirir.
SÜRGÜNLERDEN PARTİNİN BAŞINA
Bundan sonra Stasova’nın hayatı profesyonel devrimcilikle geçer.
RSDİP’in yayın organı Iskra’nın çeşitli alanlarında görev
alır. Parti içinde yaşanan ayrımda Lenin’den yana saf tutarak
Bolşeviklerle birlikte hareket eder. Partinin yeraltı
örgütlenmelerinde merkezi görevler alır. Bu sırada 1904 yılında
Odessa’da yakalanır ve 6 ay cezaevinde kalır. Döndüğünde partinin
Petrograd örgütünün başına geçer. Daha sonra Merkez Komite
Sekreterliği görevini üstlenir. Bir süre sonra Finlandiya’dan
örgüte silah da dahil olmak üzere çeşitli kaynakların
ulaştırılmasını sağlar.
İkinci kez tutuklandıktan sonra Tiflis’e sürülür. Ancak siyasi
faaliyetine burada tüm hızıyla devam eder, Bolşevik Parti’de
merkezi çeşitli görevler almayı sürdürür. 1913 yılındaki üçüncü kez
tutuklandığında bu sefer yeni sürgün yeri Sibirya’dır. Daha sonra
Başkent Petrograd’a dönse de bir kez daha tutuklanır. Ancak bu
tutukluluğu bir gece sürer, çünkü ertesi gün Çar’ın tahttan
indirileceği Şubat Devrimi gerçekleşir.
Ekim Devrimi'ne kadar sürecek olan,
zamanın normalden çok daha hızlı aktığı o sıcak günlerde Stasova da
Bolşevik Parti’nin Merkez Komitesinde Teknik Sekreter olarak görev
alır. Bu görevini devrimden sonra da sürdürecektir.
Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesiyle birlikte Komintern’in
Almanya temsilcisi olarak görev alır, Hertha kod adıyla Alman
Komünist Partisi (KPD) ile birlikte çalışır. 1926’da Sovyetler
Birliği’ne geri döndükten sonra Komintern’in çeşitli alanlarında
sorumluluklar almaya devam eder ancak dönemin değişen iklimiyle
birlikte yavaş yavaş siyaset sahnesinden çekilir. Daha sonra
Uluslararası Edebiyat isimli derginin editörlüğü göreviyle bir
bakıma farklı bir alana geçer.
Moskova’da 1966 yılında yaşamını yitirdiğinde 93
yaşındadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra aktif siyasi hayatına
devam etmese de yaşamının sonuna kadar mücadelesine sadık kalır.
Bugün külleriyle dolu olan vazo, Kremlin Duvarı’nda, Lenin
Mozolesi’nin hemen arkasında bulunuyor.
Elena Stasova
**
Stasova’nın yaşamına baktığımızda devrimciliği seçtikten sonra
artık ‘soyun’ pek de bir şey ifade etmediğini görebileceğimiz
neredeyse asırlık bir yaşam öyküsü görüyoruz. Kendisine sunulan
sınırsız imkanların kaynağını keşfedip o kaynağın kavgasını veren
gerçek bir 'aydındır’. Anlayacağınız bir insanı ‘savruk’ ya da
‘tepkisel’ görmeden önce tanımak gerekiyor. Zira savrulmayı mümkün
kılan şey kısa ömürlü olmasıdır. Tutarlı bir devrimci hayat,
gerisinde kalan her arka planı ansiklopedik bir bilgiye
dönüştürür.