Barış

Ne olacak peki? Elbette yine ve ısrarla "barış" diyeceğiz. Barış talep etmenin, mevcut koşullarda başını belaya sokmak anlamına geldiğinin farkında olarak.

Vecdi Erbay verbay@gazeteduvar.com.tr

Dün, şöyle bir haber vardı: "Şırnak merkezinde, zırhlı polis aracı bir çocuğa çarptı. Ağır yaralanan 12 yaşındaki çocuk, Şırnak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı."
Bu ilk 'kaza' değil. İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) hazırladığı "Zırhlı Araç Çarpması Sonucu Meydana Gelen Yaşam Hakkı İhlalleri Araştırma Raporu"na göre, 7 Haziran 2023 tarihi itibari ile 15 yılda meydana gelen zırhlı araç ve kolluk hâkimiyetindeki araçların karıştığı 82 çarpma olayında 21’i çocuk 44 yurttaş yaşamını yitirirken, 23’ü çocuk 94 yurttaş da yaralandı.
Kürt çocukları yolda yürümeyi mi bilmiyor? Belki. Yetişkin Kürtler de mi yolda yürümeyi bilmiyor, trafik kurallarına riayet etmiyor? Belki.
Ama bundan önce şu soruyu sormak gerekiyor galiba: Bunca zırhlı aracın kent merkezlerinde ne işi var?
Zırhlı araçları kullananlar, kent merkezinde araç kullanma kurallarına riayet ediyorlar mı?
Zırhlı araç kullananların insana çarpma ehliyeti cezasızlık politikasından kaynaklanıyor olabilir mi?
Bir soru daha: Bu zırhlı araçlar, örneğin neden Yozgat'ta hiç kimseye çarpmıyor, sakat bırakmıyor, öldürmüyor?
Bu sorular önemli. Kürt çocuklarının aldığı terbiyeyi sorgulamadan önce bu sorulara hakkaniyetle ve elbette Kürt kentlerini kıskaca alan zihniyetin farkında olarak verilecek cevaplar daha da önemli. Belki o zaman, tıpkı Yozgat'ta olduğu gibi, zırhlı araçlar kent merkezlerinden çekilir ve ölümlü 'kazalar' meydana gelmez.
Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Dün Şırnak'ta bir çocuğa zırhlı araç çarptı. Çocuğun durumu ağır.
Ne güzel demiş Alman faşizmine karşı savaşmış Yannis Ritsos:

"Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış. Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış."

*

Videoda genç bir adam, kendisini durduran polis amirine, beş gündür uykusuz olduğunu anlatıyordu. "Benim içim yanıyor" diye feryat ediyordu.
Genç adam Şakir Turan'ın oğluydu. Şakir Turan 70 yaşındaydı ve Erzincan Cezaevi'nde mahpustu. Hastaydı. Kanserdi. Denildiğine göre 4 ay içinde 23 kilo zayıfladı. Hastalığı nedeniyle diyet yemek yemesi gerekiyordu ancak bu olanak tanınmadı. Tedavisi gereğince yapılmadı. Şakir Turan cezaevinde vefat etti.
Şakir Turan'ın cenazesi bin türlü zahmetle dün memleketine götürüldü ve defnedildi.
Defin sırasında konuşan YSP Dersim Milletvekilli Ayten Kordu, "Cezaevinden çıkan her naaş cinayettir" dedi.
Cezaevlerinde bine yakın ağır hasta mahpus var. Bazılarının durumu ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar ağır. Bu hasta mahpusların dışarıda tedavi olması gerekiyor. Ancak bu olanak sağlanmıyor. Hapishane koşullarında sağlığa erişim hakları ellerinden alınan mahpusların cenazeleri teslim ediliyor ailelerine. Sonra işte, bir oğulun, "İçim yanıyor" demesi kalıyor bize.
Oysa ne güzel tarif etmiş, Yunanistan diktatörüne meydan okumuş, mahpus yatmış Yannis Ritsos:

"Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba
elinde yemiş dolu bir sepet;
ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak testi gibi ter damlalarıyla alnında...
barış budur işte."

*

UNESCO, dünya mirası Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanını, Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne almaya karar verdi.
Suriçi ve Hevsel Bahçeleri'nin korunması için çok emek vermiş, çok mücadele etmiş Nevin Soyukaya, "Bunca yıkım, bunca tahribattan sonra olacağı buydu. Planlı ve sistematik bir şekilde yok edildi Suriçi" diyecekti.
Haklıydı. Suriçi planlı ve sistematik bir şekilde, hepimizin gözü önünde yok edildi. Suriçi kültürünü taşıyanlar sürgün edildi. Yıkılan yerlere turistik mekanlar inşa edilerek, Diyarbakır'ın hafızasına darbe vuruldu.
Oysa bombaların açtığı çukurların, yaraların nasıl iyileştirilebileceğini nasıl şahane söylemiş Yannis Ritsos:

"Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman
ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara, yangının eritip tükettiği yüreklerde
ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,
ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,
boşa akmadığını bilerek, kanlarının,
barış budur işte."

*

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bugün sürdürülen savaş bitsin, çocuklara zırhlı araçlar çarpmasın, hasta mahpuslar tahliye edilsin, doğa ve kültür katliamı son bulsun, hiçbir etnik kimlik kendisini tehlike altında hissetmesin, inançlar sorgulanmasın, cinsel yönelimler baskı altında tutulmasın ve şiddetin her türlüsünden uzak durulsun diye etkinlikler yapılacak.
Ancak şöyle bir sorun var: "Türkiye Yüzyılı"nı müjdeleyen iktidarın yönettiği ülkede insanlar, bu etkinliklere katılmaya heves etmiyor. Çünkü bu etkinlikler insanların barışa dair umutlarını pekiştirmiyor. Çünkü coşkuyla gerçekleşmesi gereken bu etkinliklerin karşısında devasa bir çatışma politikası var ve insanlar bunları görüyorlar.
Ne olacak peki? Elbette yine ve ısrarla "barış" diyeceğiz. Barış talep etmenin, mevcut koşullarda başını belaya sokmak anlamına geldiğinin farkında olarak.
Ne mi yapacağız? Yine Yunanistan iç savaşında faşistlere karşı özgürlük ve demokrasi cephesinde yer almış Yannis Ritsos'a kulak vereceğiz, "Keşke şiirin tamamını bulup okusanız" diyerek:

"Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir."

Tüm yazılarını göster