Halk arasında Kurban Bayramı'na verilen isimle “gözü yaşlı
bayram”dı geçip giden. Hem hayvan kesip hem ağlamak çelişki gibi
görünse de hayatın döngüsüne dair görmezden gelinemeyecek ibretler
içeriyor her Kurban Bayramı. Güleni çoktu şüphesiz ağlayanı da.
Onur Eker örneğin duyup da yüreğin yanmayanın kalmadığı ölümlerden
oldu bu bayram. Ankara’nın göbeğinde değil kırsalında ama yine de
Ankara’da kaybolup üç gün sonra cenazesi bulunan 19 yaşındaki gence
Allah’tan rahmet ailesine, sevenlerine sabır diliyorum. Evlerde
bile 38/39 derecelerin yaşandığı o üç günde bizler oturduğumuz
yerde bedenimiz eriyip de akıyormuş gibi hissettiğimiz sıcaklıkta
Onur dışarıdaydı. 40-50 kilometrekarelik bir alanda sağ
bulunamayışı çok acı.
Diğer yandan bir hafta arayla iki kere sel ve heyelan felaketi
yaşandı. 14 Temmuz'da yaşanan selde kaybolan sekiz kişiden
altısının bedenine ulaşılmış olmasına rağmen iki kişinin hâlâ
bulunamamış olması da öyle. Altı gün sonra aynı bölgede ikinci sel
felaketinin yaşanması, arama çalışmalarını sekteye uğratmış
olabilir. Cumartesi günü öğle saatlerinde bu yazıya başlarken haber
alamadığımız 38 yaşındaki Batuhan Delihasan ve 62 yaşındaki Hasan
Arıcı hâlâ bulunamamıştı. Habersizlik, arayıp da bulamamak,
tarifsiz acılardan… Kanal, gölet ve deniz boğulmalarının,
eksilmeyen orman yangınlarının hüznü bayramın bilindik hüznüne
eşlik etti ne yazık ki.
Bir de itibar suikastları ile doldu gündem. Başta Ruşen Çakır ve
Medyascope olmak üzere Serbestiyet, T24 gibi internet siteleri ve
kadın hareketinden Morçatı, Filmmor gibi bazı dernek, vakıf ve
girişimlere yönelik değersizleştirme çabası, insan eliyle ve
bilinçli olarak gerçekleştirilen siyaseten katl eylemleri olarak bu
bayramın umut kırıcı olaylarıydı. Tabi ki bitmedi daha uzun süre
fon meşelisinden ekmek yiyecek gibi görünüyor, iktidar ve
yandaşları. Düzensiz göç ve göçmen krizinin insani, sosyal ve
siyasal boyutlarına dair değerlendirmeleri konuşulmaz kılıp hak
savunuculuğu-faşizm karşıtlığı ikilemine hapseden tutumlar,
iktidarı aklamasa da bir süre daha korunaklı alanda saklamayı
başaracak gibi görünüyor.
Bir başka itibar suikastı Gamze Taşçıer’i hedef aldı bu bayram.
Hep bayram diyorum ya ‘bayram da bayrammış hani’ dedirtecek cinsten
habire olumsuz, mutsuz, umut kırıcı örnekler veriyorum ama benden
mi kaynaklanıyor toplumdan mı bilmem, takdir sizin. Neyse
uzatmayayım, CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer’in ilk imzacısı
olduğu yasa teklifi aşı ile ilgiliydi. Covid aşısı karşıtlarıyla
komplocular fırsatı ganimet bilmiş. Neredeyse iki buçuk yıl önce
verilmiş yasa önerisini, plan da değil “pilandemi” adıyla hastalık
ve salgının küresel komplo olduğuna ve Gamze Hanım'ın kimler
kimlerle bu komplodaki ortaklığına delil olarak gösteriyorlar.
İstanbul Sözleşmesi hakkındaki karalama kampanyası gibi
çarpıtmalarla bayramın sonlarında Türkiye gündeminin üst sıralarına
yükseldiler.
Tivitlerde komploya delil olarak kullanılan yasa teklifine
ilişkin tabloya bakmak bile önergenin,
çocukluk çağı bulaşıcı hastalıkları için uygulanan aşılarla ilgili
olduğunu anlamak için yeterli. Çünkü orada kullanılan kısacık
açıklamada bile ebeveyn rızası ifadesi geçiyor. Yine de hem
dayanışma niyetiyle hem de konuya dair görüş ve açıklamalarını
almak için Gamze Taşçıer’i aradım. Çarpıtmalara konu edilen yasa
teklifinin, Umumi Hıfzıssıha Kanunun ilgili maddelerinde değişiklik
yapılması hakkında olduğunu ve ulusal aşılama programında yer alan
çocukluk çağı aşılarının zorunlu kılınmasına ilişkin olduğunu bir
kere de kendisinden dinledim. Daha önemlisi de böyle bir yasa
teklifinde bulunmasına yol açan gelişmeler hakkında sohbet etme
fırsatı bulmuş oldum. Gamze Hanım'ın açıklamaları aynen şöyle:
“Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) ve Türk Klinik Mikrobiyoloji
ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin (KLİMİK) belirttiği üzere,
çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 2010’da 183 iken 2017
yılında ise 23.000’e çıktı. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri
Enstitüsü, 1993’ten beri her beş senede bir "Türkiye Nüfus ve
Sağlık Araştırması" isminde bir çalışma yayınlıyor. Araştırmanın
güncel verilerine göre 2018’de Türkiye’deki 12-23 ya da 15-26 aylık
çocukların yalnızca %67’si yaşına uygun tüm temel aşıları oldu. Bu
oran 2008 yılında %77 iken 2013’de %74 olarak gerçekleşmişti.
Bununla birlikte aynı araştırmaya göre, 2018’de 24-35 aylık
çocukların yalnızca %49,6’sı tüm temel aşıları oldu. Bir başka
deyişle 2018’de bu yaş grubundaki çocukların yaklaşık yarısı,
yaşına uygun tüm aşıları olmadı.” Toplum sağlığı açısından ulusal
aşı programının ülkemizde yüz güldüren, çocukluk çağı
hastalıklarının telafisiz zararlarını önlemedeki olumlu etkisi, aşı
karşıtlığı nedeniyle halk sağlığını tehdit eder boyuta varmış
görünüyor. Aynı zamanda 11.11.2015 tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı
da Gamze Taşçıer’i çocukluk çağı aşılarının uygulanmasında ebeveyn
rızası aranmaması yönünde yasa teklifi vermeye sevk etmiş.

Çocukluk çağı aşılarının yaptırılmayışı, bir ilçede Sosyal
Hizmetler Müdürlüğü tarafından koruma kararı talebine gerekçe
olmuştu. Aşıları yaptırılmayan çocuk hakkında yerel mahkemece
koruma kararı verilmesi, velayet sahibi ebeveynin Anayasa
Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkını kullanmasına ve yüksek
mahkemenin hak ihlali kararı vermesine konu olmuştu. AYM kararı,
toplum sağlığının bireysel özgürlüklerden üstün olduğunu
belirtmekle birlikte yasal boşluğa dikkat çekiyordu:
“…belirtilen kapsam ve amaçlarla zorunlu aşı uygulamasına ilişkin
öngörülebilir nitelikte bir kanuni düzenlemenin bulunmadığı…”
Konuyla ilgili Bakanlık genelgesi ve kararnamenin kanuni dayanak
sayılamayacağı AYM kararında açıkça belirtildiği için gerekli yasal
zemini oluşturmak için teklif verildiğini belirtiyor Gamze
Taşçıer.
Hazır konuşmuşken ve konu da bir sosyal medya linçi iken son
günlerde iktidar çevrelerinden yükselen yeni bir sosyal medya
düzenlemesine ilişkin düşüncelerini de öğrenmek istiyorum. Ve Covid
aşılarında halen toplumsal bağışıklık düzeyinin çok altında
oluşumuza, insanların güvensizliğinin nedenlerine dair görüş ve
önerilerini de almak istiyorum. Sosyal medyada ve medyada yalan
yanlış, çarpıtma haberlerle mücadele etmek için halkın farklı bilgi
kaynaklarına kolay erişmesi gerektiğini belirtiyor. Hükümet ve kamu
kurumları tarafından bilgi edinme hakkına riayet edilmesinin etkili
yöntem olacağı görüşünde. Yasakçı düzenlemeler düşünülmek yerine
açıklık politikası uygulanması gerektiğini belirtiyor.
Dezenformasyona karşı en etkili, belki tek etkili yöntem bilgiye
kolay erişim kanalları açılması olabilir. Pandemi sürecinin
Türkiye’de iyi yönetilmediği ve şeffaf yönetim anlayışı
sergilenmediği için halkta yaygın güvensizlik oluştuğunu düşünüyor.
Şeffaf ve Bilim Kurulu kararlarının öncelendiği bir karar alma
süreci işletilmesini öneriyor. Ve toplum geneline yayılan güven
kaybının, yetkililerin çelişkili açıklamalarıyla doğrudan ilişkili
olduğu görüşünde.
Dünyada ve ülkemizde yükselen aşı karşıtlığının, çocukluk çağı
hastalıkları için uygulanan ulusal aşı programı gibi Covid
aşılarını da kapsadığı malum. Her iki durumda da aşılar hakkında
hem şeffaf hem etraflı bilgilendirmenin düzenli olarak yapılması
gerekiyor. 1 Temmuz tarihli normalleşmenin “yeni normal” değil
eskiye dönüş halinde uygulanmasıyla kısa sürede iki katı aşan
pozitif sayıları, muhtemelen önümüzdeki haftalarda katlanarak
tırmanacak. Dolayısıyla iktidar, muhalefet, sivil toplum ve kanaat
önderleri hem aşı karşıtlığının yarattığı çarpıtmaya hem de
aşılanma oranlarını yükseltecek teşviklere dair görüş alışverişi
sergilemesi, ortak tutum diyebileceğimiz söylem ve eylem birliğine
ulaşması, yeni bir kapanma dönemi yaşamadan önceki son şansımız
olabilir. Maskeden bıkmadan, aşıdan korkmadan, sorumlu yurttaşlık
bilinciyle kendimizi ve ötekini koruyarak yaşamaya alışmak
gerekiyor.