Spor yorumculuğu, Twitter çıktı çıkalı değil ama
yaygınlaştığından bu yana çok farklı bir boyuta geçti. Müsabakayı
bir yorumcuyla birlikte sunmak 2000'lerde yaygınlaştıysa, müsabaka
izlerken Twitter'da anında pozisyon ve maç yorumu yapmak da
2010'larda yaygınlaştı. Müsabaka diyorum, çünkü tenis izlerken de,
basketbol izlerken de, atletizm izlerken de, voleybol izlerken de
Twitter'a anında yorumlar yazılıyor. Ve tabii ki sosyal medyanın
sağladığı olanakla yoruma yorum yazmak da mümkün. Maç sırasında ya
da sonunda iletişim interaktifleşiyor. Bu durum sadece maç
sırasında değil, televizyon programlarında da yaşanıyor, özellikle
canlı yayınlanan televizyon programlarında.
İZLEYİCİ YORUMLARI ELEKTEN GEÇMİYOR
Eskiden televizyon ve radyo programları canlı yayınlanırken de
izleyici yorumları alınırdı, değerlendirilirdi. Program başlarken
yayıncı kuruluşun posta adresi verilirdi mesela ve bir sonraki
programa kadar gönderilen mektuplar derlenir toplanır sıradaki
programda cevaplandırılırdı. Sonra faks makinesi yaygınlaştı ve
canlı yayın sırasında da gelen sorular ya da yorumlar okunmaya
başlandı. Bugün de Twitter, Instagram gibi sosyal medya araçlarıyla
televizyon programlarının yaptıkları da bundan farklı bir iletişim
biçimi değil. Değişen tek şey araç. Ancak bugünkü süreç
programcı–izleyici arasındaki iletişimi çok daha sağlıksız hale
getirdi. Verimliliği de azalttı. Zaman zaman program içeriğini
baltalarken, programcının da yorumcunun da gereksiz biçimde
gerilmesine neden olabiliyor. Çünkü araç değişirken aradan önemli
bir unsur ortadan kaldırıldı: Editörün süzgeci! Eskiden gelen
fakslar, mektuplar bir editöryal ekip tarafından okunup yayına
uygun ya da üzerine konuşmaya değer olup olmadığı belirlenirdi.
Şimdi bu yok.
Canlı yayın sırasında yayın akışı, yayının süresi, konu akışı,
yorumcunun söyledikleri gibi unsurlarla ilgilenmesi gereken
sunucu/moderatör bir yanda tivit atıyor, tivit arıyor, tivit
okuyor. Aralarda da tabii ki gereksiz, mesnetsiz, saygı sınırlarını
aşan yorumlar okunuyor ve bazen 10 dakika boyunca bunun üzerine
konuşuluyor. Ekran karşısındaki bilgi alma beklentisi olan
izleyiciye de bu açıdan biraz da saygısızlık yapılıyor. Kimin
yazdığı belli olmayan yorumları duymayı değil de bir uzmanlığı
olduğu için ilgilendiği alan hakkında bilgilenmek için dinlemek
üzere oturduğu yorumcunun anlatacaklarını dinlemek istiyor
izleyici. Öyle yorumlar, tivitler okunuyor ki bazen yorumcunun
anlatmak istedikleri de böylece manipüle ediliyor. Program
yapımcılarının ivedilikle mevcut interaktifliği editöryal bir
süzgece oturtmaları gerekiyor. Yoksa yorum gönderen izleyici
kendinde her şeyi söyleyebilme hakkını bulabiliyor.
BAŞIMA BİR ŞEY GELMEYECEKSE
Twitter'da ise bu durum şöyle işliyor. Tabii ki bir süzgeç yok.
Sizi takip eden etmeyen herkes eğer hesabınız herkesin
görüntülemesine açıksa herkes tarafından görülebiliyor. Maç
esnasında bir futbolcunun yaptığı hatayı eleştirdiğiniz anda
başınız belaya(!) girebilir. Zaten bu mahalle baskısı yüzünden de
'başıma bir şey gelmeyecekse' diye bir kalıp türedi sosyal medya
jargonunda. Bu ifade özgürlüğünün baskı altına alınmasından farklı
bir durum değil. Bu kalıbı kullanan kişinin hissiyatının açıklaması
şu: Ben bir şey söylemek istiyorum ama başıma bir şey gelir diye
korkuyorum ve söylemekten çekiniyorum ama içime de atmak
istemiyorum lütfen vurmayın(!) ama söyleyeceğim...
DOKUNULMAZA DOKUNMA
Eleştirmesi en tehlikelisi de bazı grupların, taraftarların
dokunulmaz olarak gördükleri hakkında olumsuz yorum yapmak. Hele ki
eleştirdiğiniz oyuncu geçen senenin şampiyon olan takımın
kadrosundaysa, hele ki eleştirdiğiniz takım geçen senenin
şampiyonuysa, hele ki eleştirdiğiniz kişi Süper Lig'de en çok
şampiyonluk kazanan teknik direktörse başınıza bir şey
gelebilir(!). Mesela sosyal medyada Fatih Terim'in saha içi
kararlarını eleştirdiğinizde başınıza gelen en naif şey, "Sen Fatih
Terim'den daha mı iyi biliyorsun" oluyor. Ben Fatih Terim'den daha
iyi bildiğimi iddia etmiyorum bu oyunu. Ancak yaptığının doğru
olmadığını görüyorsam da söylemem meslek icabı, bunu yapmazsam da
Fatih Terim'i eleştirdiğim için bir tivit atarak Fatih Terim'i
savunan taraftardan da farkım kalmaz. O gün Fatih Terim ya da bir
başkası hatalı karar vermişse ben bunu söylerim, yazarım, dile
getiririm, aynı şekilde bir başkası da ifade edebilir.
Örneğin, Galatasaray'ın Akhisar, Fiorentina ve Denizlispor
maçlarında tonla hatası oldu. Galatasaray'ın oynadığı kötü futbolun
sorumlusu da o takımın teknik sorumlusudur. Ben belki futbolu Fatih
Terim kadar iyi bilmiyorum ama Fatih Terim'i eleştirdiğim için
küfür kıyamete varabilecek tivitler atan, mesajlar atan kişiden
eminim ki daha iyi biliyorum. Buraya kadar yazdıklarımdaki özneleri
değiştirerek de okuyabilirsiniz. Cem Dizdar, Şenol Güneş'i
eleştirir, Serdar Ali Çelikler de Abdullah Avcı'yı eleştirir.
Eleştiren kişi o mesleği icra etmek zorunda değildir. Zaten bir
teknik direktörün diğer teknik direktörü eleştirmesi aslında "onu
kovun beni alın" demesiyle eş değerdir. Bu yüzden de eleştiren kişi
teknik direktör olmak zorunda değildir. Bu düşünceyle yaklaşırsak
benim Fatih Terim'den daha iyi bilmediğimi söyleyen kişinin de en
azından teknik direktör olması gerekmez mi? Değilse benim futbolu
kimden daha iyi bilip bilmediğim yargısına nasıl varabiliyor? Hem
belki de ben bu oyunu Fatih Terim'den daha iyi biliyorumdur, sen
nereden biliyorsun?