Güzel bir sabahtı. Dün bir başkan kovmuştuk, ülkeden.
Helikopterle uçtu çatıdan. Giderken meydanı seyrediyordu kesin. On
binlerce insan vardı aşağıda, sloganlar atan, ona küfür eden. Çoğu
insan üstlerindekileri çıkarmıştı. Hava çok sıcaktı. Saray
bahçesine düşen Molotoflar da biraz daha ısıtıyor olabilirdi
havayı. Büyük bira şişelerinden yapılıyordu, daha çok. Ziyan
olmasın diye içindekiler çoktan içilmiş oluyordu ya da şişe ziyan
olmasın diye Molotof yapılıyordu. Çok önemi yoktu. Bir başkan
kovmuştuk, saraydan.
Oda kalabalıktı. Meydana çok yakındı çünkü. Herkes yerlerde
yatıyordu. Sadece bir ranza vardı çünkü. İnsanların ve şişelerin
üstüne basmadan balkona çıkmaya çalışıyordum. Meydanları tekrar
doldurmak gerekiyordu ve şişeler lazımdı. Yeni bir başkan
gelebilirdi saraya çünkü.
Dar bir balkondu. Kenara sırtını dayamış mate içiyordu. Meydana
giden ana cadde altımızdan geçiyordu. Camları boydan boya kırılmış,
bir banka binası vardı köşede. Cam kırıklıkları, pankart sopaları
ve iki beyaz, bir kırmızı tişört, -sıcaktan çıkarılıp çatışmada
düşürülmüş- birkaç boş ucuz pizza karton kutusu vardı. Başkan
kovarken, arada yenilmişti pizzalar, galiba ve birçok kişi
paylaşmıştı, mutlaka. Parmaklıklarının hemen altında, kırık yeşil
şişeler duruyordu. Ya pizzanın yanında içilmiş biraydılar ya da
Molotof iken parmaklıklar arasından sığmamış bira şişeleri.
Hiçbir şey demeden mateyi uzattı. Aramızda bir ateşkes
sayılmazdı bu. Herkes herkese mate ikram ederdi Arjantin’de. Daha
önce de çok mate, bira ya da şarap içmişliğimiz vardı bu balkonda.
İçerde bu kadar insan, isyan ve şişe olmuyordu o zaman ve bazen,
sadece şişeler olurdu.
‘Julio Cortazar bu evde kaldı’ diyordu. Gülünce gözleri de
gülüyordu. ‘Sek Sek’ romanında bir balkon sahnesi vardı. İki
balkonun arasına, bir tahta uzatıp, karşıya geçmeye çalışıyordu
romanda kahraman. Burası olduğunu düşünüyorduk. Karşı balkona
uzatmak için uzun bir tahta bulmaya çalışıyorduk…
-Yapmam gereken tek bir şey kaldı, o da çekip gitmek çünkü geri
dönersem öpüşüp sevişeceğimizi biliyorum, mühlet biraz daha
uzatılacak, silahlar bir kez daha bir köşeye kaldırılacak;
yürüyüşlerle, nezaketle, onca şefkatle, cücelerle, havadislerle,
hatta planlarla süslenen bir ateşkes, beterin beteri, oysa her şey
çoktan sona ermiş, bir salı öğleden sonra kırmızı evlerin yanında
ayağım frene dokunduğum anda.‘*
Ama o gün hiç kimse birbirinden ayrılamazdı. Dedim ya güzel bir
gündü. Dün bir başkan kovmuştuk…
*Julio Cortazar’dan…