Festivaller ve bienaller için zor zamanlar bitmedi. Pek çoğu
gerçekleşemiyor. 2000’lerle birlikte festivaller, fuar ve bienaller
uluslararası sanat ortamının belirleyicisiydi. Şimdi seyahat
edilememesi ve insanların kalabalıklardan çekinmesi iki yıllık bir
duraklama yarattı. Kitap fuarlarının sonbaharda tekrar, çekingen de
olsa kapılarını açması bekleniyor. Eğer dünyada ve Türkiye’de
salgın gerçekten hafifler, yeni bir dalga bizi evlerimize
hapsetmezse… Dünya çağdaş sanatının göz bebeği Venedik Sanat
Bienali ise bu yıl yapılamadı ve 2022’ye ertelendi. 1895 yılından
bu yana düzenlenen etkinlik daha önce sadece İkinci Dünya Savaşı
sırasında durmuş, 1942’den 1948’e kadar yapılamamıştı. Seneye
Türkiye’nin de Füsun Onur’un işleriyle katılacağı Bienal’in eski
neşesini tekrar bulacağını umuyoruz.
Ama sanmayın ki bu yıl Bienal alanı boş. Geçen sene yapılacağı
duyurulan ama İtalya’da işler iyice kötüye gidince ertelenen 17.
Mimarlık Bienali bu yıl gerçekleşiyor. 22 Mayıs’ta kapılarını açan
Mimarlık Bienali’nin küratörü Hashim Sarkis, teması ise günümüze
dair çok yerinde bir soru: ‘Birlikte Nasıl Yaşarız?’
Dünya mimarlık ve tasarım çevrelerini kendine çeken bu önemli
etkinlik belki biraz daha tenha ama salgın önlemlerine özen
göstererek açıldı. Türkiye de bu yıl yaratıcı bireyleri ve bu alana
emek veren kurumlarıyla Bienal’de kendini gösteriyor. Küratör
Hashim Sarkis’in davet ettiği 114 katılımcıdan dördü bizim için
tanıdık isimler. Han Tümertekin, Pınar Yoldaş, Refik Anadol ve
Gökhan Hotamışlıgil birer sergi ile bu devasa etkinlikte yer
alıyorlar. Bu yıl Türkiye’den giden gazeteci ve sanat yazarı
olmadığı için neler sergilediklerini okuyup öğrenme fırsatımız
olmadı…
Ama iki önemli işi önceki hafta düzenledikleri online
toplantılar sayesinde görme olanağı bulduk. Bunlardan birincisi her
yıl merakla takip ettiğimiz Türkiye Pavyonu’yla ilgiliydi.
Koordinasyonunu İKSV’nin yaptığı Türkiye Pavyonu’nda bu yıl Neyran
Turan’ın küratörlüğünde ‘Ölçü Olarak Mimarlık’ adlı sergi açıldı.
Neyran Turan dünyanın yaşadığı iklim krizine mimarlığın
penceresinden bakıyor. Dört dioramadan, yani üç boyutlu tablolardan
oluşan sergi madenlere, taş ocaklarına, yer küreye verilen zarara
ve dünyanın hayalî ya da gerçek sakinlerine bakan geleceğe dair bir
anlatı. Küratör Neyran Turan’ın ‘kısaca’ “mimarlık için başka türlü
bir içe bakış önerisi dolayısıyla başka bir angajman kışkırtmayı
arzuluyor” diye açıkladığı sergiyi sanal
turla gezmek mümkün.
Kısa ama etkileyici bir başka Zoom toplantısını ise Vuslat
Foundation düzenledi. Vuslat Doğan Sabancı açılıştan önce
gönderdiği davette vakfın kuruluş amacını şöyle özetliyordu:
“Yayıncı geçmişimde, yıllarca ifade sahneleri kurmak, bu sahneleri
genişletmek ve çoğaltmak için çalıştım. Yolculuğumun bu safhasında
ise dinlemenin, özellikle de ‘cankulağıyla’ dinlemenin, dünya
sorunlarının çözümünde dönüştürücü bir gücü olduğunu keşfettim. Bu
nedenle, iki vakıf kurdum. Dünyada Vuslat Foundation, Türkiye'de ise V Vakfı’yla
birlikte, üç boyutlu dinlemenin; yani kendimizi, birbirimizi ve
doğayı cankulağıyla dinlemenin ilişkilerimizin vazgeçilmez parçası
olması için çalışacağım.”
Vakıf Venedik Bienali’ne proje ortağı olarak katılıyor. Aynı
zamanda kendi açılış projesi olan etkileyici bir sanat eserini
bienal alanında sergiliyor. ‘Dinleyici/The Listener’ adlı heykel,
tanınmış İtalyan sanatçı Giuseppe Penone'nin imzasını taşıyor ve
gerçekten de güçlü bir iş olarak dikkat çekiyor. Canlı yayınla izlediğimiz
açılışta Vuslat Doğan Sabancı sorunlara kalıcı çözümler bulmak için
birbirimizi dinlemenin önemine vurgu yaparken “İnsanları sadece
birbirimizi değil kendi kendimizi ve doğayı da dinlemeye
çağırıyoruz. Ancak kendinize ve doğaya karşı iyi bir dinleyici
olursanız başkalarını da iyi dinleyebilirsiniz” dedi. Venedik
güneşi altında, Penone’nin gerçek boyutlarda, üstünde sabırlı ve
güngörmüş bir taşın ağırlığıyla Venedik’in sularına kök salan bilge
ağacı bu davetin simgesine dönüşüyor. Yaşlı ağaç tüm dinginliğiyle
suyun içinde duruyor. Dünyayı sırtlamış Atlas gibi hem insanlığın
yükünü taşıyor, hem de sanki dünyayı esirgeyip dalları arasında
bizlerden koruyor… Bu merak uyandırıcı ve şiirsel eser, özellikle
Venedik atmosferinde görsel olarak daha da güçlü bir etki bırakıyor
bakanlarda.
Teması ‘Birlikte Nasıl Yaşarız?’ olan bir bienale ‘Dinleyici’
adını taşıyan bu heykelden daha iyi bir katkı olamazdı gibi geliyor
insana. Nitekim, açılışta söz alan Bienal yöneticileri de buna
işaret ettiler. Venedik’teki tüm bienallerden sorumlu olan Başkan
Roberto Cicutto “Vuslat Vakfı bizim için çok önemli. Bu iş çağdaş
sanat ve mimariyi birleştiriyor” derken Bienal Küratörü Hashim
Sarkis konuşmasına “Vuslat Vakfı olmasa bu bienali yapmak mümkün
olmazdı” diye başladı… Vakıf ekibiyle yaptıkları toplantıların
Bienal’e düşünsel katkısını da vurgulayan Sarkis, ‘Dinleyici’ adlı
işin bulunduğu mekâna çok uyduğunu her şeyi birleştiren bir etkisi
olduğunu anlattı.
Hakikaten ‘Dinleyici’ Arsenale’nin en etkileyici noktalarından
birinde, tarihî tersane gözlerinin hemen önünde yer alıyor.
Bienal’in simge işlerinden birine dönüştüğünü tahmin etmek güç
değil. En önemlisi ise Türkiye kaynaklı bir kuruluşun dünyaya
açılmak için Venedik Mimarlık Bienali’ni seçmesi ve uluslararası
çapta bir sanat etkinliği için kaynak ve çaba harcayacak vizyona
sahip olması… Bunun örnek alınacak bir tavır olarak altının
çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.