'Boğaziçi’ne iki yeni fakülte tüm dengeleri değiştirir'

Boğaziçi Üniversitesi senatosunda 12 yıl görev yapan Prof. Dr. İlhan Or, kurulacak iki yeni fakültenin üniversite içindeki tüm dengeleri değiştireceğini belirtiyor. Or, bu fakülteler için fakülte kurma adımlarının harfiyen takip edilmesi ve sürecin Boğaziçi Üniversitesi tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.

Abone ol

DUVAR - Cumhurbaşkanı Kararı ile Boğaziçi Üniversitesi'ne iletişim ve hukuk fakültesi kurulmasına dair tartışmalar sürüyor. Üniversite senatosunun bir talebi ya da teklifi olmadan alınan bu karar “tepeden inme” olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildikten hemen sonra değiştirilen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre Cumhurbaşkanı’nın üniversitenin teklifi ya da görüşü olmadan fakülte açma ve fakülte kapatma yetkisi bulunuyor. Kanun değişikliğinden önce ise bir üniversiteye yeni bölüm ya da fakülte kurulması için bir süreç izleniyordu. Üniversite yönetimi bir teklif hazırlıyor ve bu teklifi YÖK’ün görüşünü almak üzere Ankara’ya gönderiyordu.

Boğaziçi Üniversitesi’nin yönetiminde bulunmuş tecrübeli isimlerden Prof. Dr. İlhan Or’un verdiği bilgiye göre de Boğaziçi’nde bir fakülte ya da bölüm kurulmadan önce alınması gereken uzun bir yol vardı. 2006-2018 yılları arasında senatoda fen bilimleri enstitüsü müdürü olarak görev yapan ve 2012-2018 yılları arasında ise üniversitenin yönetim kurulunda bulunan Or, yeni bir fakülte kurma sürecinde atılan adımları şöyle anlatıyor:

“Öncelikle üniversite içerisinden bir teklif yapılması gerekiyor. Ardından teklif, bir fikir olarak senatoda görüşülüyor. Fikrin ilgi uyandırması halinde bir komisyon kuruluyor. Komisyonda yer alan akademisyenler konuyu etraflıca araştırıp değerlendiriyor ve başka akademisyenlerden görüş alıyor. İlgili birime dair tüm hazırlıkların tamamlandığı en az 6 ay devam bu süreçten sonra teklif yeniden senatoya gidiyor ve bir oylama yapılıyor. Teklif, senatoda oy çokluğuyla kabul edilirse önceden YÖK’e şu anda ise Cumhurbaşkanlığı’na başvuru yapılıyor.”

“Şu anda olay tamamen tersine dönmüş durumda, önce kanun çıkıyor sonra fakülte kuruluyor” diyen Or, yeni kurulacak olan hukuk ve iletişim fakülteleri için aynı sürecin harfiyen uygulanması gerektiğini belirtiyor.

Senatoda görev yaptığı sırada Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünün Batı Dilleri ve Dil Bilim olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Or, o dönemi şöyle anlatıyor:

“Bir bölümün ikiye bölünmesi bile ciddi bir süreç aldı. Aslında bir fakülte kurulmasına göre daha kolaydı, çünkü çok ciddi bir öğrenci ya da öğretim üyesi artışı olmuyordu. Aynı bölümdeki hocaların bir bölümü Batı Dilleri'ne gitti bir bölümü Dil Bilimi'ne gitti ama buna rağmen epey uzun sürdü. Çünkü bir bölüm ikiye ayrıldığında bile fakülte içi dengeleri ve fakültenin ağırlığını değiştireceği için süreç ince elendi. Burada ise iki fakülte kurulmasından bahsediyoruz. Bu durum üniversite içerisindeki tüm dengeleri değiştirir.”

‘BİR TANE DE DEKAN ATARIZ İŞ BİTER DİYE BİR YAKLAŞIM OLMAZ’

Prof. Dr. İlhan Or

Prof. Dr. İlhan Or, Boğaziçililerin yeni fakülte kurulmasına değil bu fakültelerin kuruluş biçimine itiraz ettiklerini vurguluyor. Sürece dair birçok belirsizliğin var olduğunu söyleyen Or, dışarıdan dekan atanmasının Boğaziçi’nin kültürüne uygun olmadığını da belirtiyor.

“Ben ‘kesinlikle olmaz’ demiyorum hatta bir iletişim fakültesi değil ama bir iletişim enstitüsü kurulması Boğaziçi Üniversitesi’nin gündemindeydi. Uzun süre konuşuldu, ama sonunda finansal nedenlerden dolayı olmadı. Yani bu olmayacak şey değil. Ama bunun üniversite içerisinde uzun bir süreçte takip edilmesi, irdelenmesi lazım. Şu anda ‘Fakülteyi kurduk, kanunu çıkardık, bir tane de dekan atarız iş biter’ diye bir yaklaşım olmaz, mümkün değil.”

“Burada hem vakit verilmesi hem de bu sürecin üniversiteye bırakılması lazım. Çünkü esas olan dengelerin kurulmasıdır. Denge derken burada sadece politik dengeden bahsetmiyorum. Boğaziçi’nin bir özelliği her bölüm diğer bölümlerden ders alır. Ben endüstri mühendisliğindeyim ama benim öğrencilerimin idari bilimler ve temel bilimler fakültesinden aldığı mecburi dersler vardır. Bunlar için bu fakültelerle konuşup bir planlama yapılır. Yani bütün bunların üniversite içerisinde konuşulması lazım, bunlar Ankara’dan gelemez.”

Öte yandan okula Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasıyla başlayan tartışmanın, Boğaziçi Üniversitesi’nin kurum kültürünü korumakla yakından ilgili olduğunu belirten Or, “Kurumsal kültürümüzü kaybetmek istemiyoruz. O çok uzun yıllarda kazanılmış bir şeydir, onun hem üniversitemize hem de öğrencilerimize büyük faydası olduğunu düşünüyoruz” diyor.

‘BOĞAZİÇİ’NDE DEKAN ATAMALARI İÇİN FAKÜLTELERDEN FİKİR ALINIR’

Kurulan yeni fakültelere dekanların dışarıdan atanması, dekanların kendi fakülteleri için akademik personel talebinde bulunmasıyla bir kadrolaşmanın ortaya çıkabileceği ve Boğaziçi Üniversitesi’nin yönetim yapısının tamamıyla değiştirilebileceği değerlendiriliyor. Prof. Dr. Or, Boğaziçi’nde dekan atamalarının fakültelerden fikir alma geleneği doğrultusunda yapıldığını ifade ediyor ve üniversite yönetimindeki kişilerin bağımsız hareket edebilmesi için bu uygulamanın hayati olduğunu savunuyor.

“Boğaziçi Üniversitesi’nin tamamen kanunlar çerçevesinde kendine özgü bir takım gelenekleri var. Bizde senatoda ve üniversite yönetim kurulunda üyeler rektörden tamamen bağımsızdır. Kararlar oy çokluğuyla verilir. Rektör tabii ki kararları kendi yönünde etkilemek ister ama bir noktaya kadar etkiler. Sonunda oylamaya takılır. Dışarıdan bu çok garip görülebilir, ama aslında bu bir güç dengesi. Rektörün de söz hakkı var, senatonun da, üniversite yönetim kurulunun da. Arada bir denge kuruluyor. Bu dengedeki önemli bir unsur da, senato ve yönetim kurulu üyelerinin vicdanları ile konuşabilmesi için rektörden bağımsız olmalarıdır. Bu da dekanların ve yüksekokul müdürlerinin sadece atamayla değil ilgili birimden fikir alınarak yapılmasıyla olabilir ki bu Boğaziçi’nde hep böyledir.”

“Kanuna göre rektör dekan adayı belirler ve seçer. Ama bunun Boğaziçi’nde uygulanışı şöyledir: Rektör ilgili fakülteye sorar. ‘Seçim, geldi öneriniz nedir?’ der. İlgili fakülte de kapalı oylamayla seçim yapar ve rektöre üç aday önerir ve rektör bunlardan birini seçer. Böyle olunca hem fakültenin tercihleri işin içine girmiş oluyor hem de o dekan kendi fakültesi, yüksekokulu tarafından seçildi ise senatoda daha rahat konuşuyor ve fakültesini daha rahat temsil ediyor. Ama rektörün yaptığı bir atama söz konusu olursa bu bağımsızlığı kazanmak zordur.”

Tüm bunların yasal bir zeminde ancak Boğaziçi’ne özel uygulamalar olarak gerçekleştiğini belirten Or, “Şimdi dışarıdan gelen, üniversiteyi hiç tanımayan bir rektör bunlardan alınır, bunlar ona ters gelebilir” diye konuşuyor.