Bir insana yapılacak en büyük kötülük nedir? Evladını öldürüp bu
cinayet kimsenin umurunda değilmiş gibi yapılmasıdır. İnsanın
başına gelebilecek en büyük felakettir bu, feryadının duyulmasının
dahi engellenmesi... Bir gazetecinin, çektiği fotoğraflarla suçüstü
yakaladığı bir cinayetin haberlerine yayın yasağı getirmek tam da
budur. İyi bir keman sanatçısı olmayı hayal eden 23 yaşındaki
evladı Kemal, polislerce kurşunlanarak öldürülen anne Sîcan
Kurkut’a yapılmış en büyük kötülüktür bu. Beterin beteridir.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı pazar günü önce -bu
cinayetin, kamu vicdanını rahatlatmak olmasa da merakını giderecek
biçimde soruşturulduğunu ima eden- bir açıklama yaptı. Özetle şöyle
deniyordu o açıklamada, ‘Cinayette sorumluluğu bulunan 2 polis
görevden uzaklaştırıldı. İfadeleri alınan polislerden biri serbest
bırakıldı, diğer polisin, 'olası kasıtla insan öldürmek'
suçlamasıyla tutukluluğu istendi. Ancak Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği
bu polisi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Diyarbakır
Valiliği de İçişleri Bakanlığı’ndan müfettiş istemişti, onlar da
olayı idari yönden soruşturacak.”
Henüz “olası kasıtla insan öldürmek”le suçlanan bir polisin
serbest bırakıldığı gerçeğini sindirememişken Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın Sulh Ceza Hâkimliği’ne yayın yasağı için
başvurduğunu öğrendik. Evet evet… Kemal Kurkut cinayetine de yayın
yasağı getirildi. Hem de çok acayip bir açıklamayla. Anlayabilene
aşk ola! Buyurun bir de siz okuyun. “…olaya ilişkin yazılı ve
görsel medya organlarında yapılan yayınlarda, olaya iştirak etme
şüphesi bulunan kişilerin bulundukları şehirlerin ve kullandıkları
araçların bilgilerinin yayınlanarak olayın aydınlatılmasının
şüphelilerin yakalanmasının ve istihbaratlarının deşifre
edilmesinin engellenmemesi için ayrıca mevcut olayda kamu düzeninin
bozulma riski meydan geldiği anlaşılmakta savcılık talebinin kabulü
ile 5187 sayılı yasanın 3/2 maddesi gereğince yayın yasağının
konulması talebinin kabülüne…"
'BİZ BU ACIYI TANIYORUZ'
Aynı dakikalarda GazeteŞûjin muhabiri, her gazetecinin yapması
gereken ama yapmadığı bir görevdeydi; Kemal Kurkut’un, Malatya’daki
evinde ağlamaktan konuşamayan anacığı Sîcan Kurkut’un
yanındaydı.
“Bu ilk değil. Biz bu acıyı tanıyoruz” diyordu Kemal’in teyzesi
Yeter Zenginsu. Kemal’in dayısının 90’lı yıllarda faili meçhul bir
cinayetle katledildiğini öğreniyorduk ve hâlâ bir mezarı
olmadığını... O acılara tanıklık ederek büyüyen Kemal’in annesinin
biriciği olduğunu, hayvanları çok sevdiğini, kurban bayramında
onların kesilmesini engellemek için dil döktüğünü, Ahmet Kaya’nın
“Başkaldırıyorum” şarkısının sözlerinin yazılı olduğu odasının
duvarına bir kitaplık yapmaya başladığını, masasında bıraktığı
“Uçurtma Avcısı” romanını… Ve gülmeyi çok sevdiğini öğreniyorduk
Kemal’in. Gülüşünün, tanığı olduğu, bedeni yara almasa da ruhunun
derin yara aldığı 10 Ekim katliamında yarım kaldığını…
Bir de, “O fotoğrafları çeken gazeteciye teşekkür ediyorum.
Olmasaydı, Kemal’in zalimce katledilmesinin üzeri örtülecekti.
Şimdi her yerden insanlar arayıp acımızı paylaşıyor. Bu bize biraz
güç veriyor” diyordu Kemal’in teyzesi. Evladını kaybetmiş ailenin
tek tesellisi bu, ne acı.
Cinayeti suçüstü yakalayan fotoğrafları çeken Abdurrahman Gök
ile konuşuyoruz. “İlk günden beri aileyi arayıp konuşmak, onları
ziyaret etmek istiyorum ama bir türlü cesaretimi toplayamadım”
diyor. “Onlara gidebilsem hem kendilerinin hem benim acım biraz
hafifler belki. O günden sonra tam 3 günün sonunda biraz olsun
uyuyabildim, o da yorgunluktan. Şengal’de öldürülen gazeteci
arkadaşımız Nujiyan (Erhan)'ın taziyesinden döndüm ve araba
kullandığım için yorgunluktan uyuyabildim biraz.”
'VİCDANLARDA BU DAVA GÖRÜLMÜŞTÜR, KATİL MAHKÛM
EDİLMİŞTİR'
Bir kez daha soruyorum Abdurrahman’a… Başsavcılık, Valilik
istedi mi fotoğrafları? 'Hayır' diyor. Cinayetin üzerinden tam bir
hafta geçti ve hâlâ neden istenmedi o fotoğraflar? Abdurrahman’dan
toplam 26 kare fotoğraf olduğunu öğreniyorum o ana ait. Hepsi
cinayetin kanıtı. Kemal’in sol memesinin altındaki kan, kolundaki
kurşun izi… Hepsi o fotoğraflarda.
“Olayı bir bütün olarak o 8 kare anlattığı için bunların yeterli
olacağını düşündük” diyen Abdurrahman’a soruyorum, peki son kare?
“Onu veremezdik” diyor. “Kan içindeydi. Yerde yatıyordu boylu
boyunca ve gözleri açıktı. Ailesine yapamazdık bunu. Ona en yakın
olduğum andı. Sonra polisler beni uzaklaştırdı zaten. Ardından beni
çağırıp kartımı sildiler ama asıl kartı saklamıştım. Ajanstan
arayan arkadaşlara bile 'polisler sildi, fotoğraf yok' dedim, kimse
duymasın diye. Sonra akşam Newroz kutlaması bitip büroya dönene
kadar aklım o fotoğraflardaydı, sağ salim onları
ulaştırmaktaydı.”
Cinayetin kanıtı fotoğrafların tamamını İnsan Hakları Derneği
istemiş bir de cinayetin hemen ardından Diyarbakır Valisi ile
görüşen HDP Sözcüsü ve Şanlıurfa milletvekili Osman Baydemir.
Kemal’in katilini sormak bu memlekette sadece onların sorumluluğu
mudur?
Peki katil veya katiller yargılanacak mı, ceza alacak mı? Şöyle
cevap veriyor Abdurrahman Gök, “İlk kez suçüstü bir durum var. Bu
yüzden insanların vicdanında bu dava görülmüştür, yargılanmıştır ve
katiller mahkûm edilmiştir. Aileyi biraz olsun rahatlatan da
budur.”