Bir NATO üyesi olan Türkiye…
İncirlik’te Rusya’ya (tabii Sovyetler’e) karşı nükleer
başlıklar tutup…
NATO’nun muhalefetine rağmen Putin Rusya’sından S400
füzeleri aldıktan sonra…
Putin’in muhalefetine rağmen Ukrayna’ya İnsansız Hava
Araçları, Bayraktar TB2 sattı, satıyor, orada üretim tesisi kurmak
için anlaştı.
Bunları “çok yönlü, kişilikli politika” olarak da
görebilirsiniz…
“Yönünü şaşırmış, çok kişilikli politika” olarak da.
Size kalmış, ben karışmam!
İki gün önceki yazı böyle başlıyordu.
Artık mecburen “karışmak” zorundayız; çünkü savaş,
saldırı, işgal söz konusu ise, bir tavrımız olmalı.
Sadece bölgenizdeki yangın için değil, kendi ülkenize karıştığı
için de.
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı aradığı “bahaneler”in içinde
“biz” de varız. Şahsen siz kendiniz olmasanız da.
1.Ülkenizin, daha doğrusu devletinizin üye
olduğu NATO. Rusya ve Putin, Doğu’ya, Türkiye ve Yunanistan dışında
kendisine saplanarak “genişlemiş ve genişlemek isteyen” bir NATO
projesini de bombalıyor.
SSCB’nin çöküşü sonrasında “Soğuk Savaş silahlanması”nın
biteceğinden panikleyen büyük silah şirketlerinin de istediği “NATO
genişlemesi” Ukrayna ve Gürcistan’a da
sokulduğunda, Rusya hem panik yaptı hem de NATO’ya
nanik!
(Andrew Cockburn, Varşova Paktı’nın çöküşünden sonra 20 yılda 12
yeni NATO üyesine 17 milyar dolarlık “NATO standardı” silah satışı
yapıldığını yazmıştı.)
2. Girişteki bölümde yer alan, dünyaca takdir
edilen “Bayraktar TB2 İnsansız Hava Araçları”nın alıcısı
Ukrayna ordusu.
Donbas (Donetsk) "ayrılıkçıları"na karşı kullandılar; yani
Rusya’ya da karşı. Muhtemelen şu anda da kullanılıyor. Ve
muhtemelen Rus bombardımanlarındaki nokta atışlarından bazılarının
hedefi de, “Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın damadı tarafından üretilip
satılan” İnsansız Hava Aracı istasyonları!
Rusya “Donbas güvenliği” gerekçe ya da bahanelerinde, Avrupa’nın
10’uncu büyük ordusu sayılan Ukrayna ordusunun bu yeni donanımını
da ciddi mesele yapıyordu zaten.
3. Bundan sonra Rusya’nın Gürcistan, hatta
Moldova için adım atması durumunda, Karadeniz’in ve sınır ötemizin
tam bir “Putin Savaşı” kuşağı haline gelecek
olması. Bunlara Suriye’deki sürprizleri de eklemek mümkün
olabilecek.
4. Zaten ekonomisi titreyen, halkı fiili
enflasyon ve faturalarla üşüyen hatta donan Türkiye’nin gaz ve
tahıl tedarikinin, ihracat ve turizm gelirlerinin tehdit altında
bulunması.
5. Boğazlar meselesi. Hangi gemiye izin
verilecek hangisine verilmeyecek? İyi ki Montrö var mı
denecek yoksa taviz talepleri mi kapıyı çalacak?
Ukrayna’nın “Boğazlar (Rus gemilerine) kapatılsın” talebi ile
Rusya’nın “Bu Ukrayna’ya bir daha İnsansız Hava Aracı ve silah
satmayın” talebi, hatta uyarısı nasıl dengelenecek veya
püskürtülecek?
Çok yönlü dış politika mıydı bu, yoksa yönünü şaşırmış
mı, hepimizin fikri farklı olabilir. Ama durum özetle
bu.
İnsan kayıpları, savaşın enkazı, “emperyalist histeri”nin coşması
zaten halkların felaketi.
Demokrasinin kırıntısını bile ezen
“karizmatik-otokratik-despotik” liderlerin, geçen
gün Ümit Kıvanç’ın çok iyi belirttiği gibi,
“imparatorluk ihtirası” böyle bir şey.
Putin de nitekim sadece “Rusya’nın ön cebi” Donbas’la,
yani “kendilerini isteyen halklar”la yetinmiyor, istemeyenlere de
bomba, ölüm, istila yağdırıyor.
Bunun için de, iki gün önceki yazımda genişçe yer verdiğim bir
meseleyi, “2. Dünya Savaşı’nda komünistleri, Rusları ve on
binlerce Yahudi’yi katleden Nazi işbirlikçisi
Ukraynalılar”ı da dünyanın önüne meşru gerekçe diye
atıyor!
TARİH TALİHİ DE YAZAR
Devlet bütünlüğü ile halkların kendi kaderini tayin hakkının
aynı anda bir diğerini katlettiği bu iki devletin bize pek uzak
olmadığını biliyoruz.
17. yüzyıl başlarında, Lehistan-Letonya birliğinin Ukrayna
bölgesindeki Kazaklar, Boğaz’a girmiş, Sarıyer ve Yeniköy’e kadar
ulaşmışlardı. Osmanlı-Leh Savaşı geldi sonra.
Çarlık ordusunun Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelişini zaten
bilirsiniz!
Şimdi gündemde olan Boğazlar ise, Çanakkale savunması ile
tarihin akışını değiştirmişti:
Osmanlı’yı yıkılmaktan kurtaramasa da yenilgiyi geciktirdi
“Çanakkale Destanı.” Ondan da önce, Rus İmparatorluğu’nun
yıkılmasını, Bolşevik Devrimi’nin kazanmasını sağladı.
Çanakkale’yi geçemeyince Karadeniz’e çıkamayan İngiliz-Fransız
donanması, İstanbul’u bile isteyen Çar’ın yardımına gidemedi.
Devrim hızlandı, Kızılordu ilerledi.
1916’da Trabzon’u bombalayıp işgal eden Çarlık donanması artık
Karadeniz’de sıkışmış, “gemilerde isyan” patlamıştı.
Müttefikler, Mondros’la Osmanlı teslim olunca Karadeniz’e
çıktıklarında ise, Fransız Amiral Dumesnil ve 126 gemilik
filosu ancak Kırım’da pes eden General Wrangel’in Beyaz Rus
ordusundan kalanları ve kaçan halkı İstanbul’a
taşıyabildi.
Sovyet Devrimi, Osmanlı’nın ama esas 1919’da başlayan Millî
Mücadele’nin Doğu sınırını ve Karadeniz’i rahatlatmış, ayrıca
İnebolu’ya gelen Sovyet denizaltılarıyla para, altın ve silah
yardımı İstiklal Savaşı’na destek vermişti.
Troçki’nin baş komutasındaki Kızılordu’nun Kırım komutanı Kırgız
Firunze’ydi.
Onu, Voroşilov’la birlikte, Taksim Cumhuriyet anıtında
İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın yanındaki heykelinden de
bilirsiniz!
O devrimin en sıcak günlerinde Lenin, bugün Putin’in lanet
okuduğu bir şey söyleyivermişti:
“Ukrayna halkı şu anda Rusya’dan kopmak değil, özerklik
istiyor ama, ama hiçbir demokrat Ukrayna’nın Rusya’dan özgürce
ayrılma hakkını inkâr edemez. Birlik ancak iki halkın da gönüllü
arzusuyla olur. Bunu böyle kabul etmeden Çarlık zihniyetinden
çıkamayız. Yaşasın özgür Ukrayna’nın işçi ve
köylüleri!”
Bu “tarihe dönüş”ün sebebi aslında “geleceğe bakış.”
“Oralarda” bir şey olduğunda, “buralarda” bir şey olmaması
imkânsız çünkü!
Muhalif Rus gazetesi Novaya’nın 2021 Nobel sahibi Genel Yayın
Yönetmeni Dimitri Muratov bitirsin yazıyı;
buradaki “sadık gazeteciler”in anlamayacağı bir dille:
“Hepimiz erken saatlerde yazı işlerinde toplandık. Keder
içindeyiz.
Ülkemiz, Başkan Putin'in emriyle Ukrayna ile savaş başlattı. Ve bu
savaşı durduracak hiç kimse yok. Kederle birlikte bir de
utanç içindeyiz.
Gezegenimizdeki hayatı yalnızca küresel bir savaş karşıtı
hareketi kurtarabilir.”
Bir Rus atasözü dermiş ki…
Zaman arkamızda, zaman önümüzde, zaman yanımızda
değil!