Koronavirüsten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı
söyleminin hiç aşina olmadığımız bir tehdit türünün paniğiyle
fazlasıyla abartıldığını düşünsem de bazı olaylar hakikaten de
olası seyrinin dışında gelişebilir gibi gözüküyor. 3 Kasım 2020
tarihinde yapılması planlanan ABD’deki başkanlık seçimi mesela…
COVID-19 salgınının ortada olmadığı bir dünyada Donald Trump’ın
başkanlık süresini 4 sene uzatmasının önüne anlamlı bir neden
yoktu. Demokratlar Trump’ın karşısına rakip olarak 78 yaşında
söylemleri ehvenişer eski bir yüz olan Joe Biden’ı çıkartmıştı,
ekonomi tıkırındaydı. Hisse senedi piyasalarında 2019 genelinde
ortalama yüzde 21'lik artış yaşanmış, işsizlik yüzde 3.6’ya
gerilemişti. Girdiği küresel ticaret savaşlardan sonuç aldığını
düşünen Trump, kendi gündemiyle tam gaz yola devam edebilmek için
kilit gördüğü beyaz-orta-alt gelir grupların desteğini güvence
altına almış olmanın ferahlığı içindeydi.
Hal böyleyken 15-20 Mart haftasında virüs ülkede hızla yayılmaya
başladı ve sadece birkaç hafta içinde ABD salgınının dünyadaki
merkez üssü haline geldi. Bugün dünyada rapor edilen tüm
koronavirüs kaynaklı ölümlerin dörtte biri (yaklaşık 57 bin) ve
rapor edilen tüm pozitif vakaların üçte biri (1 milyon) ABD’de.
Hepimiz gibi Trump da hiç beklemediği yerden sınava çekiliyor.
Mücadele etmesi gereken gözüyle dahi göremediği, çemkirip hakaret
edemediği, yandaşlarına yuhalatamadığı bir rakip olduğu için de ne
yapacağını şaşırmış durumda. Hata üzerine hata yapıyor. Önce
kendisine kapalı kapılar ardında rapor edilen olası ölüm sayılarını
kameralar önünde fütursuzca paylaştı, sonra “daha hızlı hareket
edebilirdik” eleştirisi getiren Ulusal Alerji ve Enfeksiyon
Enstitüsü Başkanı Anthony Fauci'yi kovmakla tehdit etti. Sıtma
ilacı hidroksiklorokinin COVID tedavisinde sistematik kullanımının
onaylanması için ilgili kurum ve kişilere baskı yapmayı sürdürüyor.
Oysa Amerikalı bağışıklık uzmanları sıtma ilacı kullanımının
ölümlere yol açabileceğinden kaygılı. Nitekim birkaç hafta önce
Brezilya’da aynı ilacın testi, teste gönüllü olan hastaların
kalbinde ritim bozukluğu ortaya çıktığı için apar topar
durdurulmuştu. (Bu arada söz konusu ilacın Türkiye’deki muadilinin
Sağlık Bakanlığı tarafından stoklandığını ve tanı konan tüm
hastalarda uygulanan tedavinin ana unsuru olduğunu
hatırlatalım.)
Trump’ın COVID-19 hezeyanlarının en beteri geçen hafta –elbette
yine kameralar önünde– vuku buldu. Koronavirüs hastalarına
dezenfektan enjekte etmeyi öneren bir Amerikan Başkanı olarak – bir
kez daha– tarihe geçti. Beyaz Saray dezenfektan krizi üzerine
Trump’ın salgını bahane edip her gün düzenlediği saatler süren
basın toplantılarına son verdi. Beyaz Saray’ın paniklemesinin asıl
nedeni ise kamuoyu araştırmaları. Son bir hafta içinde yapılan beş
ayrı araştırma, Mart ortasında yüzde 49 olan Trump’a kamuoyu
desteğinin 6 ila 7 puan düştüğünü ortaya koydu. Başkanlık koltuğuna
oturduğu Ocak 2017’den bu yana azil süreci de dahil pek çok badire
atlatan Trump, kamuoyu desteği açısından ilk kez bu kadar keskin
bir düşüş yaşadı. Trump’ı ve politikalarını onaylamayan
Amerikalıların oranı yüzde 55’ten aşağı düşmüyor.
Trump’ın pandemi krizinin yönetimindeki beceriksizliği karantina
nedeniyle ABD ekonomisinin aldığı ve almaya devam edeceği darbeyle
çarpılınca Demokrat Parti’nin başkan adayı Biden’ın Kasım
seçiminden miting bile yapmadan galip çıkması mümkün gözüküyor.
Nitekim Biden bugün itibarıyla ABD’deki kayıtlı seçmenler arasında
Trump’tan 6 puan kadar önde görünüyor. Ancak sosyal izolasyon
kuralları ve karantinalar nedeniyle aktif bir kampanya
yürütemeyecek olan Biden’ı bekleyen süreç kolay değil. Her şeyden
önce koronavirüsle mücadele için etkin vurucu politika önerileri
sunması şart. Latin kökenliler ve gençler arasında Biden hiçbir
zaman popüler bir isim olmadı. Ancak bu iki kesimin desteğiyle
Demokrat Parti adaylığı için son güne kadar yarışan Bernie
Sanders’ın Biden’a destek açıklaması önemli. Öte yandan ironik
biçimde 65 yaş üzeri kadınların Biden’a desteği aynı grubun Hillary
Clinton’a verdiği desteğin çok daha üzerinde.
Bugün karşı karşıya olduğu tabloyla “ikinci dört sene”nin zora
girdiğini gören Trump’ın önümüzdeki süreçte türlü tuhaflıklara
başvurması hayli olası. Biden’a göre kaybedeceğini anlayan Trump 3
Kasım’daki seçimi ertelemeye çalışacak. Tam da bu nedenle
Demokratlar posta ile oy kullanımının teşviki için şimdiden
kampanya başlattı.
ABD’deki 2016 başkanlık seçimi salt kamuoyu araştırmaları
üzerinden siyasi sonuç analizi yapmanın kifayetsizliğini keskin
biçimde ortaya koymuştu. Dahası ABD bu kez koronalı yeni döneme
özgü bir öngörülmezliğin gölgesinde gidiyor seçime. Yine de
Ankara’nın yedi ay sonra Donald Trump’ın başkan koltuğunda
oturmadığı bir ABD olasılığını bugünden ciddiyetle değerlendirmesi
gerekiyor.
Joe Biden Türkiye’yi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da yakından
tanıyan bir siyasetçi. En son 2016’da 15 Temmuz darbe girişiminin
ardından Başkan Yardımcısı sıfatıyla Türkiye’ye gelmişti. Eski
Başkan Obama’nın Erdoğan’a tavır koymaya başladığı 2013-2016
arasındaki dönemde iki ülke arasındaki diplomasi daha çok Biden
üzerinden yürümüştü. Dolayısıyla Biden ismi Ankara’yı Hillary
Clinton kadar ürkütmeyebilir. Ancak Erdoğan hükümeti açısından
sorun Biden isminin kendisinden ziyade Demokrat bir yönetimin iş
başına gelmesi ihtimalinde. Zira Donald Trump’ın Erdoğan’a çok
fazla taviz verdiğine inanan Demokratların iktidara gelmesi
durumunda ABD’nin Ankara’ya yönelik tavrı dramatik biçimde
değişecektir.
Biden’ın dış politika takımında Türkiye’nin Suriye politikası ve
Moskova ile yakınlaşması nedeniyle Ankara-Washington arasındaki
ilişkinin tamir edilemeyecek boyutta derin kırılma yaşadığını
savunan isimler var. Bunların biri Obama döneminin Dışişleri Bakan
Yardımcısı Phil Gordon. Bir diğeri eski IŞİD ile Mücadele Özel
Temsilcisi Brett McGurk’un ekibinden Elizabeth Dent.
Washington’daki siyasi kulislerden kulağıma gelen ABD’nin bilinen
Türkiye uzmanlarından Steven Cook ile Aaron Stein’ın da Biden’ın
dış politika ekibiyle yakın temas içinde olduğu. Dış İlişkiler
Konseyi’nin (CFR) kıdemli araştırmacılarından olan Steven Cook’un
16 Nisan 2017 referandumundan sonra Foreign Policy’de yazdığı
“1921-2017: Huzur içinde yat Türkiye” başlıklı makale
hafızalardadır. Cook, tüm aksayan taraflarına rağmen Türkiye
Cumhuriyeti’nin başkanlık referandumuna kadar demokrasi olma
iddiasından vazgeçmediğini ancak Erdoğan’ın Türk tipi başkanlık
sistemini getirmesiyle artık bu dönemin kapandığını savunmuştu.
Kulislerde adı geçen bu isimlerin politika öneren/yapan kritik
pozisyonlarda olacağı olası bir Biden yönetimi, Ankara ile
krizlerin ve yaptırımların ötelenmesi için Trumpvari bir al-verin
içinde olmayacaktır. Karantinadan nasıl bir dünyaya
çıkabileceğimizi merak edenler için spoiler* vermiş olayım.
*Bir sinema filmi izlenmeden önce öğrenilmesi
durumunda izleyicinin eserle ilgili düşüncelerini ve alacağı hazzı
etkileyebilecek detaylar ya da ipuçları.