İki bölümlük bu yazıda, önce son ABD Özel Kuvvetler
operasyonuyla, TC sınırının bir-iki kilometre ötesinde öldürülen
DAİŞ “halife”si hakkında bilgi vereceğim, sonra operasyonun ve bu
adamların oralarda -önceki “halife” de şimdikinin pek yakınındaydı-
barınıyor olmasının ötesi berisi hakkında konuşacağız.
* * *
Geceyarısını biraz geçe, 3 Şubat’ın erken saatlerinde, İdlib’in
kuzeybatısında ABD helikopterleri uçmaya başladı. İdlib-Afrin
sınırına yakın, Türkiye sınırının hemen dibindeki bu alan, ABD hava
araçlarının sıkça görüldüğü bir yer değil. Daha önce İdlib’in
içlerine sadece nokta atış suikast operasyonları için
gelmişlerdi.
Önce operasyonun Türkiye sınırına 500 m uzaktaki Deyr Bellut
köyünde bir evi hedef aldığı haberi yayıldı. Sonra, baskının daha
güneyde, sınıra biraz daha uzakta, ama bilemediniz 2 km mesafede
cereyan ettiği anlaşıldı. Helikopterler Atme mülteci kampının 2 km
kadar doğusunda, Atme kasabasının 800 m kadar kuzeyinde bulunan bir
eve operasyon düzenlemişti. İndirme yapıp askerlerinin hayatını
tehlikeye atacak kadar önemsediğine göre, ABD için evdeki hedef
kişi çok önemli biri olmalıydı. Nitekim, gün ağardıktan, mesailer
başladıktan sonra ABD Başkanı'nın bizzat yaptığı özel açıklamadan
anladık ki, hedef büyüktü: İki saatten fazla süren operasyonda,
DAİŞ’in el-Bağdadi’den sonraki lideri, “halifelik” adıyla Ebu
İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi, ABD Başkanı Joe Biden’ın ifadesiyle
“sahadan silinmiş”ti. Biden, “Amerikan halkı ve
müttefiklerini korumayı ve dünyayı daha güvenli hale
getirmeyi” amaçlayan operasyon için bizzat emir vermişti.
Kimdi, eşleri, çocuklarıyla beraber kendini havaya uçuran?
YERSEN KUREYŞİ
Başa geçtiğinde, El-Kureyşi’nin, asıl adı Emir Muhammed Said
el-Selbi el-Mevla olan, el-Bağdadi zamanında da DAİŞ’in karar
mekanizmasında yeralan, örgütün kıdemli yöneticilerinden Türkmen
asıllı tecrübeli cihatçı olduğu tahmini öne sürülmüştü.
Belirsizliği yaratan, örgüt adı olarak kullandığı ismi o güne
kadar, istihbaratçılar dahil, kimsenin bilmeyişiydi. Üst
kademesinin ezici çoğunluğu Iraklı olan örgütün, Iraklı olmayan bir
lideri kolay kolay kabul etmeyeceği varsayıldığından,
el-Kureyşi’nin Iraklı olması gerektiği düşünülüyordu. Nitekim
sonradan, örgütte zaten iki numara gibi bir konumda bulunan Iraklı
Türkmen cihatçı, yani el-Mevla olduğunda karar kılındı.
El-Mevla, 1976’da Telafer yöresinde El-Mehelebiye’de, iki
eşinden yedi erkek dokuz kız çocuğu olan bir imam ve müezzinin en
küçük oğlu olarak dünyaya gelmişti. Babası, Musul’un El Baas
semtinde, Furkan Camisi’nde imamdı. DAİŞ Musul’u ele geçirdikten
sonra El-Mevla da bu camide vaazlar verecekti.
Doğduğu yöre DAİŞ’in kalelerindendi. 2017’de yaklaşık yüz bin
askerin katıldığı, dokuz ay süren harekâtla Musul DAİŞ’in elinden
kurtarıldıktan bir hafta sonra örgütün hâlâ hakim kalabildiği bir
yerdi. 10 Temmuz’da Musul’un tamamen kurtarıldığı ilan edilmişti,
ama bir hafta sonra Iraklı yetkililer hâlâ “Telafer’i de
kurtaracağız” açıklamaları yapıyorlardı.
DAİŞ’in yeni halifesinin etnik kökeni uzun süre tartışma konusu
oldu. Türkmen çoğunluklu yörede dünyaya gelmişti, Türkmen
olmalıydı. (Türkmenler 1300’lerin sonu-1400’lerden beri Telafer
yöresinde yerleşik olduklarını söylerler.) Ancak Türkmen kökenliyse
peygamber soyundan geliyor olamaz, dolayısıyla DAİŞ’e halife
yapılamazdı. Buna karşı, onun mensubu olduğu aşiretlerin
Kureyşi’lerle uzaktan akrabalık bağları olduğu öne sürüldü.
Vaktiyle onu sorgulayan Amerikalılar daha sonra tartışma yaratacak
bu ayrıntılara takılmamış, el-Mevla için kayıtlara “Arap”
yazmışlardı.
Lâkin ağabeyi Adil’in Irak Türkmen Cephesi’ndeki faaliyetleri
yüzünden arandığı için Türkiye’ye kaçmak zorunda kalması gibi bir
gerçek vardı ortada. Irak’tan ABD askerlerinin çekilmesinden az
önce de Musul Üniversitesi’ndeki Türkmen Öğrenci Birliği’nin
başkanı olan kardeşi Ömer’in faili meçhul cinayete kurban
gitmesinin yanısıra. Bu cinayetten ötürü El-Kaide suçlandıysa da
kanıt bulunamadı. Türkiye’ye kaçan ağabeyi Adil’in aynı zamanda
Irak istihbaratınca El-Kaide’yle ilişkilendirilmesi işi daha
karmaşık hale getiriyor. Adil el-Mevla Türkiye’de de Irak Türkmen
Cephesi faaliyetleriyle ilgili olarak bir süre ortalıkta
gözükmüştü.
Yeni halifenin kökeni üst yönetimi çoğunlukla Araplardan meydana
gelen DAİŞ içinde onun aleyhine bir durum gibi gözüküyorsa da,
değildi; örgütte üst düzey Türkmenler vardı. Ebu Müslim
el-Türkmeni, 2015 Ağustos’unda Musul’da, arabası havadan vurularak
öldürülene kadar örgütün askerî hiyerarşisinde ikinci adamdı, yine
Türkmen Abdul Ali el-Anbari, 2016 Mart’ında, Suriye’den Irak’a
geçerken ABD kuvvetleriyle çatışmada can verene kadar teşkilatın
öndegelen liderlerindendi.
El-Mevla, Musul Üniversitesi’nde Şer’î Hukuk okumuş, mezun
olmuş, Baas döneminde (2001-2002) orduda piyade eri olarak 18 ay
masabaşı görevlerde bulunmuştu. Saddam devrildikten sonra, 2007
Şubat’ında El-Kaide’ye katıldığı herhalde doğru, ancak “resmî”
biyografisinde belirtildiği üzere, 2004’te tutuklanıp meşhur
El-Bucca Hapishanesi’ne konduğu, selefi el-Bağdadi ile orada
tanıştığı, dolayısıyla ileride DAİŞ’e dönüşecek Irak El-Kaidesi’nin
en kıdemli militanlarından olduğu yanlış. Zira ABD ordusunun onun
hakkındaki sorgu kayıtları yalnız 2008
yılına ait. Gerçi daha önce çeşitli cihatçı örgütlere katılmıştı,
ama tutuklandığına dair veri yok. Camp Bucca’da el-Bağdadi’nin
kurduğu şebekeye dahil olma, örgüt tabanı gözünde yeni liderin
değerini artırmak için biyografisine eklenmiş gibi duruyor. Bu
yaşamöyküsünde birçok tutarsızlık var. Ancak bunlar daha çok,
el-Mevla’nın “derin teşkilat” adamı oluşundan kaynaklanıyor.
Esrarengiz hadise gibi görülen, örgütteki aşırı hızlı yükselişi
bile, bu zamana kadarki konumu bilindiğinde normal gözüküyor.
HAPİSHANE MACERASI
EL-Mevla’yı sorgulayan ABD’li hapishane yetkilileri, 326175
numaralı tutuklunun kendi yakasını kurtarmak için muhbirlik
yaptığını, özellikle sonradan DAİŞ’e dönüşecek Irak İslâm Devleti
(eski Irak El-Kaidesi) örgütündeki yabancılara karşı düşmanlığını
açıkça ifade ettiğini ileri sürüyorlar.
Geleceğin halifesi, ABD’li sorguculara 88 ayrı kişiden sözetmiş,
bunlardan 64’ünün Irak İslâm Devleti örgütündeki görevlerine dair
temel bilgiler vermişti. Musul’daki teşkilata dair anlattıklarıyla,
ABD’liler 40 kişinin adını ve görevlerini içeren bir şema
hazırlayabilmişlerdi. Tabiî verilen isimlerin hepsi “savaşçı
adları”ydı ve el-Mevla’nin bu ifadelerini tasarlarken sorguculara
ne kadar oyun oynayabildiği anlaşılmış değildi. Yine de o esnada
yakalanmış ya da sahada aktif olan 14 kişi hakkında verdiği
bilgilerin işe yaradığı söyleniyor. Daha fazlası da var, ayrıntısına
girersem laf çok uzayacak.
El-Mevla 6 Ocak 2008’de Musul’da yakalandığında, ABD Merkez
Komutanlığı ertesi gün, “Irak El-Kaidesi’nin şehirdeki
teşkilatının ikinci adamı olduğu şüphesiyle aranan bir kişi
yakalandı” açıklaması yapmıştı. Açıklamada, bu kişinin
“yasadışı bir mahkeme sisteminde yargıçlık yaptığı, insan
kaçırma emirleri ve infaz hükümleri verdiği” de yeralıyordu.
Musul’da bir ara sahiden de ikinci adam olan El-Mevla 2009’da,
ABD-Irak arasındaki anlaşma üzerine hapishaneler boşaltılırken
serbest kaldı.
SOYKIRIMCI, KÖLECİ
El-Mevla’nın ya da “halife”lik adıyla el-Kureyşi’nin isminin
özellikle anıldığı iki büyük DAİŞ operasyonu var. İlki, Musul’un
“fethi” ve idaresi, öbürü Şengal Ezidi soykırımı. Özellikle Ezidi
kadınların köleleştirilmesi konusunda örgüt içinde ciddî
tartışmaların yapıldığı, El-Mevla’nın hem Ezidi hem Hıristiyan
kadınların köleleştirilmesini ısrarla savunduğu, öndegelen bazı
örgüt liderlerinin bunlara karşı çıktığı, el-Bağdadi’nin ortayolu
bularak, “Ezidileri köle yapalım, Hıristiyanları yapmayalım”
kararına vardığı, bu çözümün yine de el-Mevla için zafer sayıldığı,
onun örgüt içindeki etkinliğini artırdığı kabul ediliyor.
El-Bağdadi’nin yardımcılığına bu marifetlerinden sonra
yükseldiği söyleniyorsa da, örgüt içinde Bağdadi’nin liderliğine
rıza göstermeyenlere karşı giriştiği acımasız icraatın bunda payı
olduğuna inananlar da var. Zaten kendisi, muhtemelen din
bilgisinden ötürü kendisine layık görülmüş “profesör” lakabının
yanısıra “yıkıcı” gibi, muhtemelen daha gerçekçi bir lakapla da
anılıyor. DAİŞ Şura Konseyi’nin soykırım kampanyasındaki
başarısından ötürü onu liderliğe yükseltmiş olabileceğini düşünmek
bile insanı hasta edebilir.
Daha büyük ve gerçekçi ihtimal, el-Bağdadi’nin kendisinden sonra
başa geçecek yöneticiyi vakitlice tayin etmiş olması. Hem de
böylece kendisi için gözünü kırpmadan herkese her şeyi yapabilecek
birinin sadakatini garantiye almış olması. El-Mevla’nın
-el-Bağdadi’nin ölümünden hemen iki gün sonra- yeni lider ilan
edilişindeki sürat, böyle bir hazırlığın varolduğuna delalet. Zaten
Irak istihbaratı, el-Bağdadi’nin ölümünden iki ay kadar önce, ona
bir hal olursa yerine geçmesi muhtemel kişinin el-Mevla olduğunu
ileri sürmüştü. Bağdadi’nin,
Musul’u kaybettikten bir süre sonra yayımladığı videodaki yüzleri
buzlandırılmış üç kişiden birinin de el-Mevla olduğu sanılıyor.
“İslâm Devleti”nin yeni halifesi hakkında bilgi toplamak için epey
uğraşan BBC muhabiri Feras Kilani’nin özel olarak DAİŞ
liderlerinin izini süren Irak askerî istihbarat birimi
“Şahinler”den edindiği bilgiye göre, hattâ, el-Bağdadi
son zamanda bu adamı çatışma sahalarından çekmiş, ilerisi için
korumaya almıştı.
El-Mevla başa geçtiğinde cihatçıların dış çemberinden homurtular
yükselmişti. Hoşnutsuzluğun başlıca kaynağı, “el-Kureyşi”nin DAİŞ
destekçileri ve yurtdışından gelip örgüte katılanlar arasında hemen
hiç tanınmayışıydı. “Göstermelik halife mi bu!” diyenler
itirazlarını cihatçı forumlarında dile getiriyorlardı. El-Mevla,
destekçilerine görüntülü mesajla seslenmeyen ilk liderdi. Ebu
İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi’nin Emir Muhammed Said el-Salbi
el-Mevla adında -veya Hacı Abdullah veya Abdullah Kardaş adında-
gerçek bir örgüt yöneticisi olarak teşhis edildiğini ABD ve Irak
istihbaratları resmen açıklayana kadar homurdanmalar sürmüş,
cihatçı forumlarını takip edenlerin aktardığına göre. ABD’nin
el-Mevla’yı “tescilli terörist” olarak niteleyişi şüphesiz onun
liderliğini cihatçı camiada inanılır kılmış, başına konan 10 milyon
dolarlık ödül, itibarını artırmıştır.
Tabiî örgüt çekirdeği ve asıl teşkilatçıları arasında izlenim ve
duygu farklıydı. Çünkü yeni “halife” oralarda tanınmayan bilinmeyen
biri değildi. Aksine. Nâmı yürümüştü. Helaya bile silahsız gitmeyen
cinsten, kaşarlanmış, acımasız bir yeraltı teşkilat insanı olduğu
anlaşılıyor. DAİŞ elindeki bütün toprakları kaybedip Bağuz’da
topluca teslim olmak zorunda kaldığında, El-Mevla oradan ayrılmış,
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki yerlerde yeraltı
faaliyeti sürdürmek üzere izini kaybettirmişti. Buna karşılık,
özellikle DAİŞ’in elindeki Musul’da, örgütün ideolojisine uygun din
eğitimini kurumsallaştırmak, din bilgisi yüksek eleman yetiştirmek
için giriştiği-yönettiği işler de var. Yani “alimliği” de kabul
edilmiş, önemsenen bir cihatçıydı.
- DEVAM EDECEK -