Son bir haftada ne olduğu bir tartışma ise, buraya nasıl
geldiğimiz de ayrı bir tartışmadır. Son zamanda uçuşan siyasî
söylemler, sahte muhalefet biçimleri, içi boş kavgalar bizleri hep
yalanlarla boğuşmak zorunda bıraktı. Ama gerçekler, hiç
konuşulmayan Meclis anlaşmaları, yapılan işbirliklerinin adını bile
anan olmadı.
Kendimizi yemek, nereden çıktığını bilmediğimiz bu sahte
kavgalara taraf olmak yerine perde arkasına baksak o kadar
rahatlayacağız ve o kadar özgürleşeceğiz ki. Hatta önümüze başka
bir Türkiye’nin resmi çıkacak.
CÜR’ET ETMEK
Bu hafta iktidarın “bu kadarı da yapılmaz” dediğimiz şeylere
cür’et ettiği bir hafta olmadı mı? “Cür’et etmek” nasıl da
açıklıyor bu haftayı. Sözlüklerde kullanılan anlamlarından biri
“düşüncesizce, saygısızca davranmak.” Önce iktidar, bir vekili bir
sosyal medya paylaşımı bahanesi ile cezalandırma cür’eti gösterdi.
Ardından o cezayı bahane ederek vekilliğini düşürmeye cür’et etti.
Baktı cür’et edebiliyor, İstanbul Sözleşmesi’nden bir kararname ile
çıkmaya cür’et etti. Yetmedi, pazar sabahı TBMM’de Gergerlioğlu'nu
gözaltına aldırma cür’etini gösterdi.
İktidar bu cür’eti nerden buluyor? Nasıl bu denli cür’etkâr
olabiliyor? Bu cür’etin kaynağını anlamazsak meseleyi hiç
anlayamayacağız.
O cür’etin kaynağı o kadar belli ki...
MECLİS’İ ÖLDÜRMEK KİME YARIYOR?
“Meclis zaten öldü” söylemi, bugüne kadar muhalefetin kaydettiği
en büyük başarıdır. Muhalefet bu söylemi üretmekte ve
yaygınlaştırmakta o kadar başarılıdır ki, cumhurbaşkanlığı
rejiminin inşasında iktidardan daha çok emeği vardır denilebilir.
Muhalefet seçmenleri Meclis’ten, yani seçtikleri vekillerden hiçbir
şey beklememeleri gerektiğini mükemmelen öğrendiler birkaç yıl
içinde. Aslında büyücek bir yalandan ibaret olan bu söylem şu işe
yarar: (i) halka yeni bir çaresizlik formu öğretmek, (ii) seçmeni,
ne yaparsa yapsın muhalefete mecbur olduğuna ikna etmek ve (iii)
böylece muhalefetteki siyasi partilerin güçsüz ve sorumsuz bir
kahramanlar güruhu olarak mevcut sistemden pay almasını
kabullendirmek. Bu sayede (iv), #AKMuhalefet gibi görünmeden
varlıklarını sürdürür, (v) en önemlisi, iktidar ile fikirsel
benzerliklerinin sorun olmasını engelleyebilirler.
Çok iddialı ve sert değil mi? Üstelik acı da. Ama temelsiz değil
bu iddialar. Basit ve herkesin gözü önünde bulunan bir seri veriye
dayanıyorlar.
Referandumdan bu yana “Meclis öldü diyen muhalefet” son iki ayda
bu sahte “yas hali”nin ekmeğini çok güzel yedi. Ön tarafta
dalaşırken, arkada Meclis’i AK Parti’ye hediye etti. Öyle ki
suistimaller partisi AK Parti’ye gözü kapalı açık çekler verdi. Hem
de binlerce kez. Son iki aydır hemen her konuda iktidarın peşine
takılan bir muhalefet olduğunun kimse farkında değildi. İktidar
bunu bildiği için normalde başaramayacağı iki adımı atarak bir
sosyal medya paylaşımı üstünden Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun
vekilliğini düşürme cür'etini gösterdi. Ve 2011 yılında TBMM’de
onaylanarak geçen İstanbul Sözleşmesi’ni bir kararname atfı ile
feshetti.
Meclis’te son iki aydır ne olup bittiğine şöyle bir bakarsak
resim biraz daha netleşir:
- Yılbaşından bu yana Meclis Genel Kurulu 21 defa toplandı.
- Bunun yedisinde 42 kanun teklifini oyladı.
- Bu kanun tekliflerinin 41’i uluslararası anlaşma idi.
- Sadece 10 Şubat’ta 12 uluslararası anlaşma onaylandı.
- 23 anlaşma için oylamalara katılanların tamamı KABUL oyu
verdi.
- Diğer 18 anlaşmaya verilen KABUL oranı yüzde 90’dan fazla
idi.
- 30 anlaşmaya bir tane bile RED oyu veren çıkmadı.
- Bu anlaşmaların 7’si o anlaşmanın ek protokollerine dair
yetkileri cumhurbaşkanına devrediyordu. Sekizi ise ticaret
anlaşması idi. Yani o sıfır vergi işlerinin döndüğü ticaret
anlaşmaları. Ayrıca enerji başlıklı üç, askerî işbirliği içeren bir
anlaşma da var.
AK Parti için ne kadar pürüzsüz işleyen bir süreç farkında
mısınız? Resim böyle iken Meclis’te muhalefet ne yaptı? “Meclis
öldü” deyip duran 79 vekil, bir kere bile oy kullanmadı, kalanlar
ise iktidar kendilerine ihtiyaç duymadığı halde destek verdi.
CHP’nin verdiği oyların yüzde 99,8’i, İYİP’in yüzde 96,7’si,
HDP’nin ise yüzde 62’si KABUL oyu idi. Doğru duydunuz, Meclis’te,
Cumhur İttifakı’nın kurduğu cumhurbaşkanlığı rejimine yönelik
topyekûn bir KABUL(lenme) süreci yaşandı. Ayrıca İYİP hiç RED oyu
vermezken, CHP’den yalnızca bir vekil, sadece bir kez RED verdi.
HDP ise, daha fazla potansiyeli olsa da kullanmayarak, bu rejime
tam 118 kez RED oyu verdi.
Şöyle özetleyebiliriz 2021’in ilk çeyreğinde Meclis’te
gerçekleşen manzarayı: Meclis çalışmalarına, yani yasama
çalışmalarına katılım düşükse de, iktidara verilen destek tamdı!
Şimdi kendinizi iktidarın yerine koyun. Mücevher kıymetindeki bu
muhalefetsizlikle, yetkilerinizi nasıl bir keyfîlikle ve keyifle
istismar edersiniz, düşünebiliyor musunuz? Nasılsa kimse sizi
reddetmiyor, üstelik varlıkları ve sizinle giriştiği tartışmalarla
aslında yaptığınız şeyi bir güzel perdeliyorlar. Gel keyfim
gel!
Meclis’ten geçen her kanun iktidar
politikasının sınırlarını ve yönünü belirler. Bir anlamda o konuda
başınıza gelecekleri, size ödetilecek vergiyi vs. belirler.
İktidarın çıkarını okursunuz yasa metinlerinde. Uluslararası
anlaşmalar, özellikle bu ara çokça imzalanan serbest ticaret
anlaşmaları da ülkeler arasındaki çıkar ilişkilerini tarif eder.
Ama çok önemli bir şey daha yapar bu anlaşmaların, yetkisi
cumhurbaşkanlığına bırakılan ek protokolleri. O çıkarların içeride
nasıl dağıtılacağını, kimlerin hangi beynelmilel ilişkiden, ne
kazanacağını tayin eder. Bir ülkeden alınacak sıfır vergili bir
tarım ürünü, yalnız o ülke çiftçilerini değil, aynı ürünü
Türkiye’de üreten çiftçileri de ilgilendirir. Benzer anlaşmalar
geçmiş yıllarda da imzalanıyordu. Ama bu tür meselelerin
tartışıldığı Meclis Dışişleri Komisyonu 2021’de sadece dört defa
toplandı. Müthiş bir tempo değil mi? Hangi komisyon raporuna
baksanız CHP’lilerin ama "bize de hiç bilgi vermiyorsunuz" diye
yakındıklarını görürsünüz. İktidarın bilgilendirme vaadi hep bir
başka toplantıya ertelenir sonra. Centilmence sonlanır toplantılar.
Soru şu: Siz bu anlaşmaların içeriğine dair herhangi bir bilginin
sizinle, kamuoyuyla paylaşıldığına şahit oldunuz mu? Orada bilgi
alamamaktan kısık sesle şikâyetçi olan vekillerinizin dönüp size,
“ey halkım komisyonlarda sizi temsil etmemize, çıkarlarınızı
korumamıza izin vermiyorlar” diye dertleştiğine tanık mısınız?
Elbette hayır. Bunun yerine bilmedikleri konularda, yeterince
okumadıkları, araştırmadıkları anlaşmaları sorgusuz sualsiz
onayladılar. Hem de sizin adınıza yaptılar bunu.
Geçtiğimiz çarşamba günü de farklı bir tavır sergilemediler.
Çünkü uzun zamandır herhangi bir konuda herhangi bir tavır
geliştirme reflekslerini kaybettiler. Peki siz onları oraya sizin
adınıza, hiçbir konuda, hiçbir şey yapmasınlar diye mi seçip
gönderdiniz?
İKTİDAR GİTMESİN DİYE MUHALEFET ETMEMEK!
Şu an muhalefet, iktidar gitmesin diye sadece görüntüde
muhalefet yapıyor. CHP gibi görece büyük bir ana muhalefet
partisinin başkanının bu sene hiçbir kanun teklifi çalışmasına
katılmaması bir yana, bir kere bile RED oyu vermemesi da bir yana,
çarşamba günü Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yanında Meclis'te
olmaması nasıl açıklanır? O gün kalabalık bir CHP’li vekil
heyetinin Urfa’da olmasına ne demeli? Ya gündemde hiç böyle bir
konu yokmuş gibi davranan, eski sözcüsünün hezeyanlarına teslim
olan İYİP için ne diyeceğiz?
Böylesi bir süreç iktidarın cür'etinin kaynağı değil mi?
İKTİDAR GİDİYOR, HALKIN MECLİSİ GELİYOR!
Son iki ayda Meclis’e hiç uğramayan her dört vekilden üçü
muhalefetten. İktidar vekillerinin emirle KABUL oyu verdiğini
söyleyen bütün muhalefet partileri de, emre ihtiyaç duymaksızın,
KABUL oyu veriyor. Çarşamba günü Meclis’teki düşük katılımın ve
düşük muhalefetin sebebi işte bu KABULlenişten başka bir şey
değildi.
Ama Meclis ölmedi. Meclis bu tür
siyasi yalanlarla ölmeyecek. Gözü kara muhalefet edenlere
gösterilen tahammülsüzlüğün ölçüsünü defaatle gördük. Herkes bu
şekilde muhalefet etseydi kimseye bir şey olmayacaktı. Gözü kara
muhalefet edenleri iktidara teslim eden,
ak muhalefetin tembelliğiydi yani.
Yapılması gereken çok basit aslında. Öncelikle son iki ayda
uluslararası anlaşmalarda iktidarı yalnız bırakmayan vekillerimize,
artık iktidarın değil bizim vekilimiz olmaları gerektiğini
hatırlatırız. Böylece majestelerinin ak muhalefeti kapasitesiyle
çalışma halinden kurtulabilirler.
İkinci olarak, gözü kara muhalefet eden Ömer Faruk
Gergerlioğlu’nun yanında olmalarını isteyebiliriz. Öyle çok şey
yapabilirlerdi ki o Meclis’te. Niye onunla gecelemediler mesela
Meclis’te? Sabahlara kadar şarkılar-türküler söyleselerdi orada,
halaya dursalardı, birbirlerine ve bize hikâyeler anlatsalardı,
geleceğin hayalini kursalardı birlikte, Ömer Faruk Hoca’yla ve
bizlerle gülselerdi, bizlerle ağlasalardı. Bütün ülke ve hatta
bütün dünya onları seyretseydi. Çok mu zordu? Gene değil. Gözaltına
alındığı karakolun yanıbaşında yapabilirler aynı şeyleri.
Yapamazlar mı? Yasama dokunulmazlığı olan bir vekilin ifade
özgürlüğünü savunamayan bu insanlar, neye, nasıl muhalefet
edebilirler ki? Yapamıyorlarsa kendilerini de yormasınlar bizleri
de üzmesinler, gidip AK Parti’ye katılsınlar, daha iyi.
Üçüncü olarak, Meclis’teki her oturumun yoklamasını
alacağımızı duyuralım onlara. Bizi müşterek meselelerimizden
haberdar etmeyen, bizden öğrenmeye üşendikleri bilgileri saklayan,
AK Parti’nin önlerine koyduğu her teklifi KABUL’lenen vekillere
gelecekte kendileriyle bir işimiz olmayacağını söyleyelim. Emin
olun bu basit tedavi kürü bile Meclis’i şimdiden güçlendirmeye
yetecek, halkın enerjisi o koridorları dolduracaktır.
AK Parti salgını patlatmak pahasına kongrelerini yapıyor.
Muhalefetin hiçbirinin salgın konusunda gündemi, siyasi çalışması
olmadığı için karşı çıkışlar lafta kalıyor. Bu ülke Covid-19
belasıyla ölmek, salgından çekmek pahasına AK Parti’ye adeta zorla
çalıştırılıyor. AK Parti’nin uluslararası çıkarları uğruna Meclis 2
ayda 41 uluslararası anlaşmayı Meclis’ten geçirdi. Sorgusuz,
sualsiz, habersiz ve pürüzsüz bir şekilde herkes önlerine konulan
her şeyi olduğu gibi KABULlendi. CHP ve İYİP iktidara tam destek
verirken HDP yarım ağızla karşı çıkıyor Meclis performansı
itibariyle. TİP, DP, Saadet vekilleriyle bağımsız vekillerin adı
bile anılmıyor. Bu kadar açık çek iktidarın güvenini yükseltiyor ve
Meclis’in en gözü kara vekilini vekillikten alabiliyor, “İstanbul
Sözleşmesi’nden kararname ile çekildim” diyebilme cür'eti
gösteriyor.
İktidarın cür’etinin kaynağı belli, muhalefetsizlik ve
muhalefet diye görünenlerin yandaşlığı, iktidarın bütün ülkeye
nasıl bir hukuksuzluğu dayattığını görmezden gelmesi. Son iki ayda Meclis’e gelen
her uluslararası anlaşmaya yüzde 100 destek vererek nasıl muhalefet
edilir? CHP’nin 9 sayılı Kararname’yi AYM’ye götürürken
Cumhurbaşkanı’na iptal yetkisini verilmesini görmezden gelmesi
nasıl bir muhalefettir? Bir vekilin halen yayında olan bir haberi
sosyal medyada paylaşmasını bile savunamayan bir muhalefet varken,
iktidar tabii ki bunlara cür’et etmez mi? Bu cür’etin çözümü de,
cevabı da belli. Meclis’e sırtını dönmek değil, yüreğini açmak,
gözü gibi bakmak, aklınla hesap sormak.
İktidar kendisine göz yuman, onay veren bir muhalefet sayesinde
bir cür’et patlaması yaşıyor, belli. Aslında böylesi bir iktidarın,
birazcık bile sahici bir muhalefete söz konusu bile değil. Meclis’i
göreve çağırma görevi bizi çağırıyor.