Kurulduktan sonraki ilk yedi ayda yedi operasyon düzenlenerek
baskı altında tutulmak istenen sivil toplum örgütlerinden birisi
Rosa Kadın Derneği. Kendilerine yaşatılanları, kurucu başkan Adalet
Kaya’dan dinlemek hem acıtıcı gerçekle yüzleştiriyor insanı hem de
Aziz Nesin hikayesi okur gibi güldürüyor, ister istemez. Örneğin
gözaltında “adınız neden Rosa?” sorusuna cevap vermek için Adalet
başlıyor Rosa Luxemburg'u anlatmaya ve arkasından gelen soru:
“Lüksemburg’da da mı Rosa derneği var?” Emniyetin dış mihrak
yakalama cevvalliği, sorgucuyu bayağı heyecanlandırmış olmalı.
Gözaltına alınışının hep sabaha karşı ev baskınıyla yapılıyor
oluşu da başlı başına caydırıcılık amaçlı bir cezalandırma biçimi
olmalı. “Pazartesi ve perşembe akşamları yatmadan önce mutlaka
bulaşık bırakmadan evi toparlamaya özen gösterdiğini" söylüyor
çünkü hep salı ve cuma günleri sabaha karşı basılmış evi. Salt
komşuları değil tüm mahalleliyi uyandırırcasına büyük gürültü
çıkararak gelişleri de kadınlara gözdağı niyetine. Evler aranırken
özellikle kadınları rahatsız etmek için çamaşır dolaplarının daha
bir hoyratça etrafa saçılması da öyle. Ya kitaplar, kitaplıklar?
derseniz; her biri teker teker sayfa aralarına bakılarak aranıp,
yerlere atılarak bırakılıyor. Her gözaltına alınışında benzer
durumlar. Evdeki çocuk, anne baba, konu komşu izliyor bunları.
Çünkü avukat bulundurma hakkını kullandırmak yerine iki komşu
nezaretinde yapıyorlar aramayı.
Son gözaltına alınışından bir Şükrü Erbaş anekdotu kalıyor
bizlere. Şairin Aykırı Yaşamak adlı kitabını bulunca da
köpürmüş polis. “Ne demek bu, ne demek aykırı yaşamak?” Ve
el konmuş kitaba. O güzelim şiirleri okumuşlardır umarım. Neyse
yukarılardan birileri “hadi canım sen de” demiş olmalı ki
sorguya dahil edilmemiş Aykırı Yaşamak. Derneğin ne iş
yaptığı, faaliyetleri sorusuna cevap verirken sorgucuların tavrında
değişiklik gözlediğini söylüyor Adalet. Kadına yönelik şiddetle
mücadele için kurdukları komisyonu, aldıkları başvuruları ve
başvuran şiddet mağdurlarını sığınma evlerine yönlendirmek dahil
verdikleri desteği anlatırken giderek duruşlarında, oturuşlarında,
bakışlarında bir olumlama halinin peydahlanışını, içten içe saygı
duyma halini gözlemliyor. Kısmen ev baskınında da gözlemiş bu
insani değişimi. “Açmazsanız kapıyı kırarız”
haykırışıyla paldır küldür girdikleri evde çocuk, yaşlı, fincanda
yarım kalmış kahve gördüklerinde şöyle bir kalakalma hali
sezinlediğini söylüyor. Artık nasıl bir emirle o sert tavırlar
sergileniyorsa karşılarında sıradan bir ev sıradan insanlarla sıcak
bir oturma odası bulduklarında “biz ne yapıyoruz?” sorusu
içlerinden geçiyor olabilir.
Ama işte o çocuğun içinden geçmiyor, geçip gitmeden çörekleniyor
o manzara tüm benliğine. Örneğin son gözaltına alınışında evden
çıkarılırken Adalet’in küçücük asansöre silahlı yedi erkek polisle
sıkış-tepiş sokuluşu, izleyen çocuğun gözünden ömür boyu silinmez
ki. Evin geliyor hatırıma. Gültan Kışanak’ın kızı. 80’leri görmedi
tabii ama 90’larda annesinin her gözaltına alınışını, her
dönüşündeki işkence izlerini dün gibi hatırlıyor Evin Jiyan. Ve
kendisi de şimdi genç bir aktivist kadın. Hem de her hafta Kandıra
F Tipi Cezaevinde, 5,5 yıldır tutuklu olan annesini ziyaret eden
hem Kürt hem kadın olmaktan kaynaklı baskı şiddet ve işkenceyi, hak
ihlallerini iliklerine kadar tanıyan bir kadın: “Ne oldu, ne
elde edildi o baskılardan? Annemi mi caydırdılar, beni mi yıldırıp
engellediler?” Eşit yurttaşlar olarak şiddetsiz ve işkencesiz
birlikte yaşamanın yolunu hâlâ bulamayışımızı kanırtarak
hatırlatıyor bu kısır döngü. Cezaevlerini Evin’in tanıklıkları ve
aktarımıyla daha sonra yazmak niyetindeyim; o nedenle şimdi son
Newrozda kadınlara dayatılan işkenceden söz etmek istiyorum.
Son Newrozda alana girmek isteyenler için barikatlarla kurulmuş
36 kapı vardı. O kapılardan içeri girip alanı dolduran kalabalığın
fotoğrafı akıllardadır. Ancak “o fotoğrafta biz yokuz”
diyor Adalet. Kadınlar yok o kalabalığın içinde. O kalabalığı daha
da büyütmek varken barikatların dışında, girmek için saatlerce sıra
bekledi kadınlar. Erkekler girdiler, kadınlar beklediler.
"Tabii giremeyen eşini, sevgilisini, arkadaşını bekleyen
erkekler de oldu o ayrı" diye ekliyor. 4 saat sıra beklenirken
çekilmişti içeriden o fotoğraf. Barikatla kurulan kapılardan alana
girmek için beklenen süre neden dört saate uzar? Cezaevlerinde,
gözaltı ve tutuklama anında yapılan çıplak arama
işkencesi Newrozda kadınlar için sokaklara, alanlara
taşındı da ondan.
Nasıl bir güvenlik anlayışıysa artık kadınları taciz ederek
sağlanacak zahir. Kadınlara alana girebilmeleri
için “İnce arama” dayatılmış. Erkeklere
yapıldı mı ince arama? Yok o kadınların derdi, erkekler sıradan
aramayla girebildiler öyle pek sıra beklemeleri gerekmedi. Alan
girişine kurulan kabinlerde kadınların iç çamaşırına kadar
elle aramak nasıl bir güvenlik gerekçesi olabilir? Düpedüz
işkence, cezalandırma. Kadın doğduğu, Kürt olduğu, kültürünü
yaşatmaktan kadın olduğu halde vazgeçmediği için cezalandırmak
amacıyla icat edilen bu sokakta ince arama
sevdası, emniyetin üstüne bir yüz karası olarak yapıştı benim
gözümde, silinmez.
Tüm bu eziyetin, özellikle kadınlar üzerinde yoğunlaşan, hem de
aktivist ve siyasetçi kadınlar üzerinde yoğunlaşan baskıların arka
planını da Av.Gözde Engin ile sohbetimizde konuştuk. Rosa Kadın
Derneği üye ve yöneticilerine yönelik hukuki süreçleri takip eden
bir avukat Gözde. Bu konuda Yüksek Lisans yapmış. Tezini yazarken
Diyarbakır’da kadınlara yönelik toplu gözaltılar dahil tüm
soruşturma, kovuşturma, yargı süreçlerinde, toplanma ve gösteri
yürüyüşleriyle ilgili 2911 sayılı yasa kapsamında düzenlenmiş tek
bir iddianame görmediğini söylüyor. Sorulan sorular ülkenin diğer
illerindeki kadın eylemlerinde gözaltına alınanlarla aynı olduğu
halde yapılan işlemler farklı. Çünkü Diyarbakır’da Terörle Mücadele
Kanunu kapsamında işlem yapılıyor. Oysa sorulan sorular ve
inceleme, soruşturma konusu aynı. 25 Kasım Kadınlara Yönelik
Şiddetle Uluslararası Mücadele günü, Las Tesis, 8 Mart Dünya
Kadınlar Günü, Barış Çağrısı, İstanbul Sözleşmesi eylem, miting,
basın açıklamalarına neden katıldın? İddia edilen suç,
kadın eşitlik mücadelesi için harekete geçmek.
Harekete geçenler Kürt kadın aktivistlerse, Rosa özelinde söylersek
bir de Diyarbakır’daysa, aynı eylem, benzer slogan, benzer veya
aynı basın açıklaması TMK kapsamında soruşturuluyor.
Nedenini soruyorum verdiği cevap çok önemli.
Şu an AHİM süreci devam eden başvurularıyla açıklıyor. Kadın
eşitlik mücadelesi yürüten bu dernek üzerinde “Rosa hakkında
bilgi vereceğim” diyen bir gizlik tanığın iddiaları nedeniyle
bunca güvenlik ve yargı baskısı oluşturulduğunu söylüyor. Anayasa
Mahkemesi başvuruyu reddettiği için AİHM’ye taşımışlar davayı.
Gizli tanık ifadesi ile verilen bilgilerin ise herkese açık,
erişime açık bilgiler olduğunu söylüyor. Dernek adresi, web site
adresi gibi bilgiler yanı sıra terörle ilişkilendiren bazı ifadeler
bunlar. Vahim olan tarafı, bilgi değil söylem olan bu ifadelerin,
gizli tanık başvurusundan yaklaşık on gün önceye rastlayan bir
demeçte geçen söylemle örtüşüyor oluşu. İçişleri Bakanı Süleyman
Soylu'nun Anadolu Ajansı tarafından haber yapılan demecindeki
sözleriyle örtüşmesi üzerinde cidden düşünmek gerekiyor. Hani şu
“PKK kadın örgütüdür, yüzde 56’sı kadınlardan oluşur” sözleriyle
kadın eşitlik mücadelesini terörize etmek istediği açıklama ile
gizli tanık iddiaları arasındaki uyum, Rosa Kadın Derneğine yönelik
operasyonların alt yapısını teşkil etmiş gibi görünüyor bana
kalırsa.
"Ama" diyorum Gözde’ye, "kadın hak savunusunu
TMK’ya sokuşturmak için yasadan, mevzuattan bir dayanak bulmuş
olmaları gerekmez mi?" Ben sormadan çok önce tez çalışması
sırasında bu sorunun cevabını araştırmış zaten. Hemen kullanılan
mevzuat kılıfını açıklıyor. “Yargıtay İçtihadı”
diyor. Terörün tanımı için Yargıtay içtihadında belirlenmiş bazı
kriterler var. Birincisi kişinin örgütle organik bağı olması;
ikincisi hiyerarşik yapıda yer aldığını gösteren yukarıdan verilmiş
talimatla hareket ettiğinin ortaya konması; üçüncüsü kişinin
eylemelere katılımının çeşitliği, yoğunluğu ve sürekliliği dikkate
alınarak örgüt üyeliği soruşturması başlatılıyor. Polis tarafından
eylemlerin arşivlendiği ve içeriğine bakılmaksızın örneğin on kere
katılmışsa süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik kapsamında
değerlendirildiği yönünde yorumluyor. Kadın hakları
savunucularının, feminist aktivistlerin böylesi kadın eşitlik
mücadelesi için yürütülen çeşitli eylemlere yoğun biçimde ve
sürekli katılmayanı pek bulunmaz. Anlaşılan Kürt olmak kadın
aktivistlere terörle bağlantı ithamı için yeter sebep
sayılıyor.
Bu konuda yapılacak çok iş, söylenecek çok söz, yazılacak çok
şey var. Şimdilik, pandemi nedeniyle ara verdikleri mahalle
ziyaretleriyle kadın dayanışmasını yeniden başlattıkları zaman kapı
önü sohbetinde kadınların karşılama sözü kulağımızda kalsın yeter.
Adalet’in aktardığı karşılama cümlesi hem Rosa hem tüm kadın
dayanışması için kadınların beklentisini yansıtıyor ve bu beklenti
oldukça baskılar vız gelir: “Nerede kaldınız sizi çok
özledik.”