Medya Politik... ‘AB ile yollar ayrılırken’ herkes niye bu kadar sessiz

Bu cüretkâr “U dönüşü”nün normal koşullarda iktidarı destekleyen medyada ve yazarlarında çok güçlü yankılanması beklenir değil mi? Bizzat New York uçağında olanlar da dâhil, konuya pek temas eden yok.

Abone ol

Erdoğan, cumartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a uçmadan önce Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi ve Avrupa Parlamentosu’nun 2022 Türkiye raporuyla ilgili görüşleri sorulduğunda sert sözler söyledi. Rapor, 18 redde karşılık 434 kabul oyu gibi ezici bir çoğunlukla kabul edilmişti ve “AB-Türkiye ilişkilerinde artık tam üyelik dışında bir çözüm aramalıyız” tavsiyesinde bulunuyordu.

Cumhurbaşkanı şöyle karşılık verdi bu sözlere: “Avrupa Birliği Türkiye’den kopmanın gayreti içerisinde. Avrupa Birliği’nin Türkiye’den kopuş hamlelerini yaptığı bu dönem içerisinde biz de bu gelişmeler karşısında değerlendirmelerimizi yaparız ve bu değerlendirmelerden sonra da Avrupa Birliği ile gerekirse yolları ayırabiliriz.”

Oysa daha geçtiğimiz temmuz ayında Vilnius’taki NATO zirvesine giderken “Önce gelin Türkiye'nin AB’de önünü açın, ondan sonra biz de Finlandiya ile ilgili nasıl onun önünü açtıysak, İsveç'in de önünü açalım” demiş; orada Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüşmüş; dönüş uçağında da etrafındaki gazetecilere “üyelik sürecimizin yeniden canlandırılması noktasında olumlu bir kanaat hâkim” demişti. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin Türk ekonomisine çarpan etki yapacağını, vize serbestisinde mesafe alınacağını, savunma projelerindeki açık-örtük ambargonun kalkacağını umuyordu. Danışmanı Çağatay Kılıç’ı derhal Brüksel’e göndermişti. Umutluydu: “Bugün Ursula von der Leyen de bize olumlu bazı şeyler de söyledi. Danışmanım Çağatay Bey de oradan olumlu gelişmelerle dönecektir diye düşünüyorum.”

İki aydan biraz fazla bir süre geçtikten sonra olay “yolları ayırma” noktasına geliverdi. Bu cüretkâr “U dönüşü”nün normal koşullarda iktidarı destekleyen medyada ve yazarlarında çok güçlü yankılanması beklenir değil mi? Ama durum pek öyle değil. Bizzat New York uçağında olanlar da dâhil, konuya pek temas eden yok. Aksine ‘muhalif’ diye bilinen medya ve gazeteciler daha çok ilgi göstermiş Erdoğan’ın sözlerine: T24’te Yalçın Doğan, Korkusuz’da Can Ataklı, HalkTV.com’da Mehmet Tezkan, YetkinReport’ta Murat Yetkin konuyu gündeme getiriyor…

Erdoğan bu sözleri cumartesi sabahı söyledi. Pazar günü yayınlanan yazılarına yetişti yani aslında. Hadi bir gün avans verelim, pazartesi yazılarının yazıldığı kurak pazar günü bile iştah açmamış pek. Trabzon’da Arap turiste yapılan saldırı ve bunun yol açacağı müstakbel sonuçlar, CHP kurultayının çekiştirmeleri, İstanbul ve Ankara belediyelerine yaylım ateşi, hatta Yılmaz Güney hakkındaki tartışmanın mikrodalgada ısıtılmış porsiyonları…

Erdoğan’la birlikte New York'ta olanlar da Türk Evi’ndeki ‘coşkulu karşılama’yı ve BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşma hakkındaki ‘kulis’ bilgilerini yazmayı tercih etmiş, AB konusuna hiç girmemişler. Nasıl yani? AB ile yolları ayırırız gibi sivri bir sözü ciddiye almıyorlar mı? Reis’e uçakta bununla ilgili yeni bir şey sormamışlar mı? Şimdi tabii uçaktan gazetecilik beklemek saflık olur. Ama bir dikte de yok demek ki… Yani havalimanındaki toplantıda o sözler söylenmiş ve konu –en azından şimdilik– küllenmeye bırakılmış. Kim bilir, belki de New York’taki temaslar sırasında etkili olması için bu sert çıkışın yapıldığı ve aslında gerisinin gelmeyeceği açıktan söylenmiştir mürettebata.

Hakkını yemeyelim. Erdoğan’ın AB sözlerini konu alan bir köşe yazısı var. Yeni Şafak’ta Aydın Ünal “AB’ye veda: Haydi inşallah” başlıklı bir yazı yazmış. Tek heyecanlanan o gibi görünüyor.

“Türkiye-Avrupa ilişkilerinde bir dönüm noktasının zamanı gelmiş de geçiyordu. İlişkileri bir süredir eşitleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdi ipleri kopararak Türkiye’yi bir üst seviyeye çıkarabilir” diyor Ünal, “AB ile yolları ayırarak Türkiye’nin bir hayalini daha gerçekleştirebilir.”

Aydın Ünal, mevcut koşullarda bunun imkânsız olduğunu, hele ekonomideki yeni “U dönüşü”yle birlikte bunu tekraren dile getirmenin bile mümkün olmadığını bilmiyor mudur? Biliyordur ya…