Memleket çok ağır

Cümlelerini, artık görmeye pek alışık olmadığımız nezaketinden dolayı hep kısa, hep yarım kuruyor Siraç. Fıtratı böyledir ama kim bilir, belki de uzun cümlelerin vakti geçti ve zaten konuşmak yorucu bir edimdir, diye düşünüyordur.

Vecdi Erbay verbay@gazeteduvar.com.tr

O müşterileriyle ilgileniyordu ben telefondan haber okuyordum. Belki fena halde daldığım içindir, bir ara karşımda durdu ve "Memleket çok ağır abê" dedi. Elinde boş çay bardakları vardı. Bir şey daha söyleyecekti. Arayıp bulduğu kelimeleri cümle yapamadı. Bir kez daha, "Memleket çok ağır abê" dedi. Cevap vermemi beklemeden çay demlediği küçük bölmeye doğru yürüdü. Biraz sonra o küçük bölmeden gelen sesler, Siraç'ın bulaşık yıkamaya başladığı bilgisini veriyordu.

Telefonu sehpaya, çay bardağının yanına koydum. Memleket mi ağır, memleketin sorunları mı? Siraç hangisini kastetmiş olabilirdi? Cümle her yerden irdelenebilir yorumlanabilirdi fakat çıkarsamaların tümü yanlış da olabilirdi. Siraç az konuşan bir adam. Cümlelerini, şimdi düşününce iddia edebilirim, o artık görmeye pek alışık olmadığımız nezaketinden dolayı hep kısa, hep yarım kuruyor. Fıtratı böyledir ama kim bilir, belki de uzun cümlelerin vakti geçti ve zaten konuşmak yorucu bir edimdir, diye düşünüyordur.
Ama dur bakalım, ağır olan memleket mi, memleket meseleleri mi? Memleket derken nereyi kastetti Siraç?

Diyarbakır? Kürdistan? Türkiye? Hangisi?

Hepsi çok ağır. Siraç'ın düşünerek bulduğu ve cümle yapmaktan vazgeçtiğini sandığım kelimeler kadar ağır. Yüz yılda çözülememiş meseleler kadar yıpratıcı, yorucu, ölümcül.

Belki soruların ağırlığından, belki açlığın tetiklediği gizli şeker denilen illet yüzünden durduk yere gerildiğimi hissediyorum. Şu tost gelse de kan şekerim düzelse...

Bulaşıkları bitirmiş, ellerinde taze demlenmiş çay bardaklarıyla o küçük bölmeden çıkıyor Siraç.

*

Naci Sapan, "Diyarbakır'da vandalizm" başlıklı bir yazı yazmış. Sapan, Filistin'e destek eylemi gerçekleştiren bir güruhun, Ceylan Karavil Park adlı alışveriş merkezindeki Starbucks'a yönelik saldırı için kullanmıştı vandalizmi. Sapan, itidal çağrısında bulunuyordu yazısında ve eski bir milletvekilinin, sosyal medya hesabından, bu eylemi kastederek, "Bıji Diyarbakır" diye mesaj paylaştığını hatırlatıyordu.

Bu milletvekilinin kim olduğunu öğrendim. Meclis'e AK Parti'nin Kürt kontenjanından girmiş eski bir milletvekili. Diyarbakır'daki ağırlığı ve durduğu yer tartışılır bir şahsiyet. Yeniden milletvekili olmak için çok istekliydi lakin olmadı, olduramadı. Hâlâ AK Parti saflarında.

Bunların hiçbiri beni de Diyarbakırlıları da ilgilendirmez elbette. Ancak insana sorarlar: "Arkadaş, Türkiye'deki bütün Starbucks şubeleri yağmalansa ne olur? İsrail mezalimini iliklerinde hisseden Gazzelilerin hayatı mı kurtulur ki alkışlıyorsun Sapan'ın deyimiyle 'vandalizmi'. Madem çok isteklisin Filistin halkını savunmaya, o vakit mensubu olduğun iktidar partisine seslen ve de ki, "Lafla peynir gemisi yürümez, hamasi söylemlerle İsrail'in Gazze'deki ilerleyişi durmaz, İsrail'le, mesela, bütün ilişkileri askıya al."

Mütekait diyeceğim ama malum, siyasetçilerin emekli olmak gibi bir durumları yok. Memleketin kendilerine ihtiyacını düşündükleri varsayımları için ilelebet Meclis'te değilse de çevresinde dolanırlar. Vandalizmi "Bıji Diyarbakır" diye alkışlayan AK Parti'nin eski milletvekili de hâlâ siyaset yapma hevesinde. Modaya uyarak İsrail'e sallayacak ya, en kolay yolu seçiyor ve Starbucks'ta çalışan emekçilerin ekmeğiyle oynuyor, hatta can güvenliklerini tehlikeye atıyor.

Memleket hakikaten çok ağır. Şeyh Said'in adını taşıyan meydanda bir grup insan, Filistin için dayanışma etkinliği düzenliyor günlerdir. Meydanı bütün gün, polis korumasında dini marşlarla inletiyorlar. Kürtler için verdiği mücadele ile bilinen ve bu nedenle asılan Şeyh Said, aynı zamanda bir din alimiydi. Adını verdiği meydanda asıldı ve devlet mezar yerini gizledi, gizlemeye devam ediyor. Filistin için gözyaşı döken eylemciler, bugüne kadar bir kez olsun Şeyh Said'in mezar yerini sordu mu?

En azından ben bilmiyorum ve tıpkı Siraç gibi, memleket çok ağır, diye söyleniyorum.

Tost makinesi dışarıda ve benim görebileceğim açıda.  Kavurmanın, sucuğun, biberin ve domatesin kokusu içeriye doğru geliyor. Tostlar yapılıyor ve başka müşterilere gidiyor. Mekanın adı Acil Tost, sıra bana da gelecek elbet.

*

Sonunda tostu Siraç getiriyor.

Dal gibi ipince. Bu, Siraç'ı tarif etmek için uygun bir deyim. Uzun, kara, sakallı olduğu sonradan eklenebilir. Ama esas olarak, dal gibi ipince.

Siraç hiç şiir yazdı mı, bilmiyorum. Ama mesela Edip Cansever'in "Masa da masaymış ha" şiirini ezbere bilir. Keyfi yerindeyse ve eğer şiirdeki gibi kalabalık bir masadaysa türkü de söyler usulca.

Tost her zamanki gibi güzel ve doyurucu. Çay kaçak ve tam kıvamında. Bunu söylüyorum Siraç'a. Uzatmıyor, "Afiyet olsun" demekle yetiniyor.

Dilimlenmiş tosttan bir ısırık alırken, "Şu memleket" diyorum Siraç'a, "Neden bu kadar ağır?"
Bir şey diyecek ama bekliyor. Kelimeleri tartıyor, cümle kurmaya hazırlanıyor.

Siraç, "Gazeteciler gerçekleri konuşmuyor. Gerçekleri konuşan gazeteciler hapiste" diyor. İtiraf etmeliyim ki ters köşe yapıyor Siraç. Ben, yüzyıldır çözülmeyen Kürt meselesinden söz edecek sanıyordum. Sonra, müşteri seslenince, "Memleket çok ağır abê, Sen daha iyi bilirsin" diyor ve gidiyor. Siraç uzun konuşmayı başkalarına bıraktı yine.

Şu son iki üç gün içinde T24 yazarı gazeteci Tolga Şardan tutuklandı.

Özel haber muhabiri Dinçer Gökçe, gözaltına alındı ve kitap okuyup özetlerini çıkarma kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Gazeteci Cengiz Erdinç Balıkesir’deki evinden gözaltına alındı. BirGün gazetesi, hakkında ‘dezenformasyon’ soruşturması başlatıldığını duyurdu.Yazar Dilşah Kocakaya'nın, Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan yazısında “örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla hakkında açılan davada verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası 21 Temmuz’da Yargıtay’da onandı. Edirne’de gözaltına alınan Kocakaya, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Bianet kadın, LGBTİ+ editörü Evrim Kepenek, 6 Şubat depremlerinin ardından yaptığı bir paylaşım nedeniyle ifadeye çağrıldı.

KHK ile kapatılan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı Hicran Urun, Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul, çalışan Pınar Tarlak ve imtiyaz sahibi İhsan Yaşar hakkında açılan davada 6 gazeteci için ceza istendi. Elazığ'da polis şiddetine maruz kalan Ardıl Batmaz, davacı olmuştu. Ardıl Batmaz'ı darp eden polis, mahkemede olayı hatırlamadığını söyledi. Abdurrahman Gök, Dicle Müftüoğlu Sedat Yılmaz ve daha birçok gazeteci gizli tanık beyanıyla tutuklu bulunuyor.

Ve Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, geçen yıla göre 16 sıra gerileyerek 180 ülke içerisinde 165'inci sırada yer alıyor.
Siraç bunları bilerek az ve öz konuşuyordu. Sonra müşteriye çay götürüyordu.

*

Dışarıda bulutlu, memleket meselesi kadar ağır bir hava var. Derken gök gürlüyor ve birkaç iri yağmur damlası düşüyor tozlu kaldırıma. Beklenmedik bir rüzgar sararmış yaprakları yağmurla birlikte savuruyor. Sonbahar serinliğinin Diyarbakır'a uğradığını hissediyorum.

Hewsel'e gidelim abê" dedi Siraç. Açlığım yatışmış, gerginliği geçmemiş olsa da, "Evet" dedim, "Şimdi en güzel zamanıdır Hewsel'in."

Tüm yazılarını göster