Metrobüs hattı çocukları: Zenginlere özenmiyoruz, diyoruz maşallah

Otobanın ortasında metrobüs durakları arasında çocukların mesaisi başlıyor. Neredeyse tüm gün duraklar arasında mekik dokuyorlar. Biri mendil satıyor, diğeri su, çoğusu şeker. Günde ortalama 35-40 lira kazanıyorlar. İki taraftan kimi lüks araçlar geçiyor. Ortası pürtelaş koşturan insanların olduğu metrobüs durağı. Okullar başlayınca nasıl olacak? “Okul 1’de (13:00) başlıyor. 12:00’ye kadar çalışırız” diyor biri. Diğerinin de planı aynı. Zor değil mi sorumun yanıtı olabildiğince basit: “Değil. Çalışıyoruz.”

Abone ol

DUVAR - Vızır vızır araçların geçtiği otobanın ortasında, asfalta vuran güneşin sıcaklığını daha da artırdığı, şehrin büyüsünü -varsa, kaldıysa böyle bir şey- tam da burada kaybettiği yerde çocukların mesaisi başlıyor.

İki taraftan kimi lüks araçlar geçiyor. Ortası pürtelaş koşturan insanların olduğu metrobüs durağı. Neredeyse tüm gün duraklar arasında mekik dokuyorlar. Metrobüs hattında iş yoksa, iki yandan geçen araçlara yöneliyor çocuklar. Biri mendil satıyor, diğeri su, çoğusu şeker. Sattıkları şeylere kimsenin baktığı yok. Doğrusu ihtiyaç da yok. Hemen her gün önlerinden geçtiğimiz için yoksulluk tasviriyle üs başlarını anlatmak dramatik bir tekrara kaçabilir. Güneşten kaynaklı çok yanmışlar sadece. Çok esmerler.

Yine o vızır vızır seslerin arasında konuşuyoruz. Biri 11, diğeri 12 ve en büyükleri 15 yaşında olan üç oğlan çocuğu. Türkçeleri çok iyi değil. Suriye’den, Halep’ten gelmişler. “Virüs var, dikkat edin” deyince hastalıktan pek haberleri yokmuş gibi geliyor. İşin açıkçası “dikkat edin” demek de tuhafa kaçıyor. Konforlu alanı açık ediyor. Böyle bir lüksleri zaten yok.

‘ZOR DEĞİL, ÇALIŞIYORUZ’

“Korkmuyor musunuz? Çocuksunuz daha…” deyince “Neyden korkacağız abla” diyor biri. Okullar başlayınca nasıl olacak? “Okul 1’de (13:00) başlıyor. 12:00’ye kadar çalışırız” diyor biri. Diğerinin de planı aynı. Üçünün de oturduğu yer bulunduğumuz yere çok yakın. Zor değil mi sorumun yanıtı olabildiğince basit: “Değil. Çalışıyoruz.”

Korktukları, çekindikleri tek şey “Belediye” dedikleri kişiler. “Sadece Belediye geliyor. Bizi tutuyorlar. Parayı alıp, bırakıyorlar.” Diğer çocuğun da dediği: “Parayı ver diyorlar, mendilleri alıyorlar.” En küçükleri de: “Parayı çıkar diyor. Çıkarmadı vuruyor bana.”

‘ÇOCUKLARIN ORADA OLMALARI DOĞRU DEĞİL’

.

İddia için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki ilgili birimi aradık. Çocukların söylediklerini paylaştık. Şu bilgi verildi:

“Belirtmiş olduğunuz çocukların metrobüs içinde şeker, mendil satmaları doğru bir işlem değil. Çocuk da olsa seyyar satıcılığa giren bir iştir. Orada bulunmaları doğru olmadığı için tabii ki de bizim güvenlik personellerimiz müdahale etmek durumunda ama bu vurma, şiddet veya elinden alma şeklinde değil. Sadece çıkmaları için bir müdahale sağlanmaktadır. Böyle bir olaya tanıklık eden biri üzerinden şikayet olduğu takdirde inceleme başlatıyoruz. ”

'İNSANLAR ÇOK GÜZEL...'

Büyük olan günde 30 lira kazandığını söylüyor. Daha küçüğü 35-40 lira. Konuştuğumuz gün iş yoktu örneğin. Esas Cuma günleri işlerin “çok” olduğunu söylüyorlar. Üçü de kazandığı parayı annelerine verdiğini söylüyor. “Yemek alıyor” diyor büyüğü.

Biri film yapmak istiyor. Az daha küçüğü polis olmak istiyor. En büyükleri doktor. Türkiye’yi sevdiklerini söylüyorlar. “Abla Türkiye’yi biliyorsun biz niye sevdik? İnsanlar çok güzel…” diyor en küçüğü. Söylediğinde çok samimi.

Aşikâr olan haksızlığın bu derece sıradan olması, koşuşturma arasında hiç dikkat çekmemeleri, görme alışkanlığımızı sorgulatmalı oysa ki… Çocuklar da kanıksamışlar. Diğer taraftan aksi yönde düşünseler onlar için işler daha da zorlaşacak. Derileri kalınlaşmak zorunda. Sorum ne kadar doğru bilmiyorum. “Zenginleri görünce ne hissediyorsunuz? Özeniyor musunuz?” soruma çocuklardan birinin verdiği yanıt: “Zenginlere özenmiyoruz. Diyoruz maşallah!”

Metrobüs hattı boyunca konuştuğum diğer 7-8 yaşlarındaki iki çocuk Türkçe bilmiyordu. Bir kız çocuğu anne ve babasının Suriye’de olduğunu söyleyebildi. "Sen nerede kalıyorsun" deyince “amca” dedi.

‘ÇOCUK KORUMA POLİTİKALARINA İLİŞKİN KAPSAMLI BİR YAKLAŞIM YOK’

Çocukların sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını odak alan sivil bir inisiyatif olan “Şehir Dedektifi”nden Gizem Kıygı, toplu ulaşım araçlarının çocuklar için hem işine gitmek üzere, hem de su satmak, mendil satmak için kullandıkları bir mekâna dönüştüğünü söylüyor. “İçinde doğdukları dünyanın ‘normali’ bu ama hak temelli baktığınız zaman normal olan bu mu?” sorusuyla birlikte medyanın “vicdan dilinin” de sorunlu olduğuna işaret ediyor. Kıygı şöyle anlatıyor:

“Pandemi öncesinde bir haber çıkmıştı. ‘Mendilci çocuk metrobüste uyuya kaldı” diye… ‘Yazık çocuğa’ şeklinde sıkıntılı bir vicdan dili de kullanılmıştı. Kentsel mekânlarda, çocuk koruma politikalarına ilişkin özellikle seyyar satıcı çocuklar özelinde kapsamlı bir anlayış, yaklaşım bütünlüğü yok. Bir taraftan mevzuata göre çocukların orada çalışmaması gerekiyor. Refakatsiz bulunması da çok tehlikeli. Çocuğun psikolojik, fiziksel iyi olma halini zedelemeden yeri geldiğinde aileyle de çalışabilecek bir düzeyde konunun ele alınması gerekiyor.”

‘ZATEN TRAVMATİZE OLMUŞ BİR ÇOCUK...'

“İç içe geçmiş birkaç tane problem var. Hem çocuk işçiliği bakımından hem de yerel yönetimin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’yla, Sosyal Hizmetler’le dirsek temasında çalışması gerekiyor. Devlet kurumlarının çocukları çalışmaya iten sebeplere dair bir arka plan çalışma yapması gerekiyor. Kurumlar arası bir strateji bütünlüğü olmadığı için bu çok alt birimlere kalmış durumda. Zabıta gibi… Zabıta görevlileri çocuklarla iletişim kurmada yetkin ve eğitimli değiller. Çocuklar zabıtalardan kaçıyor mesela. Bu da çok tehlikeli. Çocuğa araba çarpabilir, düşebilir. Devletin bu çocuklara tavrı o kadar kriminalize edici ki… Emniyet güçleri de dahil olmak üzere bütün birimlerin pozisyon olarak durması gereken nokta ‘sen benimle birlikte güvendesin’ hissini vermek. ‘Derisi kalınlaşmış’ diyorsun ya… Oradaki çocuk zaten travmatize olmuş bir çocuk. Zaten farklı bir şekilde yaklaşmak gerekiyor. İçinde doğdukları dünyanın ‘normali’ bu ama hak temelli baktığınız zaman normal olan bu mu?”