Muharrem İnce, cumhurbaşkanı adaylığından çekilirken “Savcı
görevini yapmıyor, gazeteciler yazmıyor, yazanlar da FETÖ’cülerin
ortağı gibi yazıyor” yakınmasında bulundu.
Oysa tam da gazetecilerin yazmaması gereken konulardı başına
gelenler. Sahte dekontları ve sahte videoları yazmak, yaymak
anlamına gelecekti. O yüzden gazetecilerin yapması gereken
içeriğini yaymadan eleştirmek, sahteciliği duyurmaktı. O da yapıldı
medyada.
Gazeteci bırakın bir politikacıyı, hiç kimsenin haksız yere
suçlanmasına aracı olmamalı. Fakat Yeni Şafak gibi bir
gazete, İnce haberlerinin yanına “Akşener’in dönüşü de kuşkulu”
başlıklı haber koyup imalarda bulunarak Meral Akşener’i karalamaya
çalıştı. Akşener’in kadın olmasını da kullanan, cinsiyetçi ve
gazetecilik dışı bir yaklaşımdı yaptığı.
AKP medyasının İnce’nin çekilmesinden “2. kaset darbesi” gibi
başlıklarla CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutması da
gazetecilik değil AKP’nin seçim propagandasına katkı çabasıydı.
Zira “sosyal medya manipülasyonu araştırmacısı” Tuğrulcan Elmas,
İnce ile ilgili o görüntüyü yayan sosyal medya hesabının bir
süredir iktidar aleyhine videolar paylaşan Ali Yeşildağ ile
ilgisinin olmadığını, “o hesabın geçmişte AKP’li trollerce
kullanıldığını” ortaya çıkardı. Bu veriyi de yok
saydılar.
Ayrıca İnce, adaylıktan o sahte görüntüler nedeniyle
çekilmediğini söyledi. Üstelik bu görüntünün tedavüle
çıkarılmasının Yeşildağ’ın, Tayyip Erdoğan ve Mehdi Eker hakkında
ortaya attığı yolsuzluk iddialarının üzerinin örtülmesini sağladığı
da ortada. Gazeteciler, o görüntüleri yayanlarla ilgili
soruşturmanın peşine bırakmamalı, gerçek mutlaka açığa
çıkarılmalı.
ABARTMA, YALAN, DÜŞMANLAŞTIRMA, KARARTMA…
Kuşkusuz yakın geçmişteki seçim dönemlerinde de medyanın siyasi
iktidarın propaganda kampanyasının bir parçası haline geldiğini
görmüştük. Ama medya eliyle yapılan abartmanın, yalanın,
düşmanlaştırmanın, bilgi karartılmasının bu boyutlara ulaştığına
tanık olmamıştık.
Gazeteciliğin politik yandaşlık gözlüğüyle yapılması halinde ne
kadar vahim sonuçlar doğurabileceğinin en çarpıcı örneği,
Erzurum’daki saldırı haberleriydi. Ekrem İmamoğlu ve otobüsün
önünde onu dinleyenlere taş yağdıranlara polisin uzun süre müdahale
etmediği görüntülerde açıkça görülüyordu. İktidar medyası,
saldırıyı eleştirmek bir yana iktidar mensuplarının dilini aynen
tekrarlayarak, saldırıya uğrayanları suçlayan haberler
yayımladı.
İlk gün Akşam ve Türkiye, CHP ve İmamoğlu’nu
“provokasyon” ile suçladılar. Yeni Şafak ise daha ileri
giderek “CHP’liler arasında yer alan bazı gruplar vatandaşa böyle
taş yağdırdı” diye yazdı. Ancak Yeni Şafak ertesi gün
fikir değiştirerek, olayı bu kez “İmamoğlu’nun otobüsüne taş
atılması” olarak tanımladı; “Provokasyonda FETÖ izi çıktı”
manşetinde “istihbaratta görevli uzman çavuş Muhammed Akif K.’nın
gözaltına alındığını” yazdı.
Milli Savunma Bakanlığı, o uzman çavuşun FETÖ suçlamasından
aklandığını açıklayınca Yeni Şafak bir kez daha çark etti;
yeniden “Provokasyonu İmamoğlu yapıyor”a döndü. Tabii gözaltına
alınan “istihbaratçı bir asker”in saldırıya karışmasını, polisin
saldırıya müdahale etmemesini, siyasi iktidarın rolünü hiç
sorgulamadılar. Gazeteciliğin sefaletiydi doğrusu.
İktidar medyasının, AKP’nin yalan ve abartmalarına katkıda
bulunmasının bir örneği de İstanbul mitingiydi. Cumhurbaşkanı
Erdoğan, mitingde “Resmi rakam 1 milyon 700 bin alanda katılım var”
dedi. Elbette Akşam, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Yeni Şafak
gibi iktidar medyası hemen bu sayıyı “gerçek” kabul etti; öyle
yayımladı. Hatta Türkiye gazetesi Erdoğan’ın söylediğini
biraz daha artırarak “Sadece alanda 2 milyona yakın insan vardı”
haberi yaptı.
Aslında 1.7 milyon kişinin o alana
sığması fiziken mümkün değildi. Ama Teyit’in hesaplamasına göre, bir
metrekarede beş kişinin olduğu en kalabalık senaryo baz alınsa bile
alana sığabilecek insan sayısı yaklaşık 865 bindi! İktidar
medyası sayıyı yüzde 100 abartmıştı!
Ama iktidar medyası, bizzat Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun reklam
klibine PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın montajlandığı görüntüyü
dev ekrandan göstermesinden hiç söz etmedi. Bu sahteciliği sadece
eleştirel medya yazdı. Erdoğan, Kılıçdaroğlu hakkında çarpıtılmış
kupür gösterdiğinde, Kılıçdaroğlu’nun henüz yapmadığı Aydın
mitingine katılanların sayısını söylediğinde, açılmayan Şehir
Hastanesi’ni övdüğünde de iktidar medyası otosansürü sürdürdü.
Muhaliflere saldırılar, sahte CHP broşürü dağıtılması
vakalarında karartmayı tercih eden iktidar medyasındaki bazı
yazarlar da yalana, çarpıtmaya ve düşmanlaştırmaya ortaklık
etti.
Bu arada muhalif medyadan da “Millet İttifakı”nın kimi
yanlışlarını görmezden gelme örnekleri sergilendiğini vurgulamak
gerek. Özellikle kavga ve saldırı haberlerini taraflı aktarma
örnekleri görüldü. Gaziantep’te iki taraf arasında kavga olduğunda
muhalif medya CHP’li üç gencin yaralandığını, iktidar medyası da
AKP’li iki kişinin yaralandığını yazdı.
Umarım yeni dönemde gazeteciler artık düşmanlaştırmaya, yalana
ve propagandaya aracı olmaktan vazgeçer, asıl işlevine geri döner.
Umarım böyle bir kampanya dönemi de bir daha hiçbir seçimde
yaşanmaz.
MSB NEYİ YALANLADI?
Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında, “Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin seçimle ilişkilendirilmesi personelinin emeğine
saygısızlıktır” deniliyor ama kimin, hangi haberin TSK’yı seçimle
ilişkilendirdiği belirtilmiyordu. Hedefi belirsiz bir
açıklamaydı.
O gün, TSK ile ilgili iki haber dolaşıma girmişti medyada.
Birincisi, CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, İçişleri
Bakanlığı'nın TSK zırhlı araç ve personelinin, valilerce "gerek
görülmesi" halinde kullanılmak üzere seçim günü hazır
bulundurulmasını istediğini öne sürmüştü. İkincisi de gazeteci
Barış Terkoğlu’nun “Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın
Kılıçdaroğlu'na karşı dava açma isteğini reddeden kuvvet
komutanlarını Erdoğan’a şikayet ettiği” iddiasıydı.
MSB muhtemelen bu haberleri yalanlıyordu. Ama Akşam, Haber7,
Habertürk, Hürriyet, Milliyet, NTV, İnternet Haber’in de
aralarında olduğu birçok medya kuruluşu, MSB’nin bunları
yalanladığı bilgisini eklemediler haberlerine. Açıklamayı biraz
kısaltarak aynen verdiler.
O metni, neyin yalanlandığını yazmadan aktarmak okuru eksik
bilgilendirmek anlamına gelir. Anlamsız bir sözcük kalabalığını
yayımlamış oldular, o kadar. Böyle haber yazmak için gazeteci olmak
da gerekmez. Eminim “Yapay zeka” daha iyi yayına hazırlar böyle
metinleri.
HAFTANIN HANUT GEZİLERİ
Şirketlerin gazetecileri yurtdışına götürüp ağırlayarak,
karşılığında tanıtım yazıları yazdırma uygulaması geçen hafta da
devam etti.
Polisan Holding, Akşam, Hürriyet, Türkiye ve
Posta gazetelerinden isimleri Yunanistan’ın Volos kentine
götürdü. Gazetecilere burada kurulan pet şişe dönüşüm fabrikası
gezdirildi. Gezinin karşılığı Akşam, Hürriyet, Posta
ve Türkiye’de “Avrupa’nın pet şişesini Türk şirket
dönüştürüyor” benzeri başlıklar taşıyan geniş “haberler” (!)
yayımlanmasıydı.
Türk Hava Yolları da Hürriyet, Milliyet, Posta,
Sabah’tan kadın gazetecileri, Los Angeles’a götürdü. ABD’ye
uçan gazeteciler, üç gün boyunca kenti gezdiler ve THY’nin gala
gecesine katıldılar. Sonra da THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet
Bolat ile uçakta yaptıkları söyleşiyi yazıp THY’ye övgüler düzerek
“gazetecilik” işlevlerini yerine getirmiş oldular!
KISA KISA:
- Hürriyet, Tele1, Sabah ve Medyaradar’ın,
“Muslera banka yetkililerinden şikayetçi” konulu haberlerinde
suçlanan DenizBank’ın adı gizlenerek, banka korundu ve haber eksik
bilgiyle yayımlandı.
- Hürriyet'in, “Türkiye Tek Yürek” kampanyasında
vadettikleri bağışı AFAD’ın hesabına yatırmayanların açıklanacağını
duyuran “Sözde bağışçı ifşa olacak” haberinin üzerinden 58 gün
geçmesine rağmen bu isimler hâlâ açıklanmadı.
- FOX TV’nin, birçok medya kuruluşunun tersine Ekrem
İmamoğlu’nun mitingine yönelik taşlı saldırıda yaralanan küçük
çocuğun yüzünü flulaştırarak yayımlaması doğruydu.
- Akit gazetesi, CHP adına sahte broşür bastırılmasını
“Hangisi yalan Bay Kemal” diye manşet atarak savunabildi.
- Posta yazarı Hakan Çelik’in, “Yeni versiyonuyla
izlenim sürüşü gerçekleştirdiği” araçla çekilmiş fotoğrafının da
yer aldığı paylaşımı, aracın sadece iyi özelliklerini ve övgüleri
içerdiği için bir otomotiv yazarı incelemesi değil, örtülü reklam
niteliğindeydi.
- CNN Türk, Erdoğan’ın “En düşük memur aylığı 22 bin
lira olacak” vaadini sanki gerçekleşmiş gibi, “Hangi memur ne kadar
maaş alacak” altyazısıyla duyurdu.
- Kızılay’ın çadır sattığını okurlarına daha önce duyurmayan
Akşam, Sabah, Yeni Şafak, Kerem Kınık’ın Kızılay Genel
Başkanlığı’ndan istifasını ve gerekçesini haber yaptı.
- Sabah, katıldığı TV programında HDP’li yöneticilerin
ağzından aktardığı, “Apo Bey” sözünü sanki Mansur Yavaş kendisi
söylemiş gibi çarpıtarak “Büyük skandal” diye haber yaptı.
- Seçim yasakları başlamadan hemen önce düzenlenen son söyleşi
programını aynı anda canlı yayımlayarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a
“güzellik” yapan 24 televizyon kanalı, bu alanda rekor kırdı.
- TOGG fabrikasını gezen otomotiv gazetecileri günde 3-40 araç
üretildiğini yazmakla yetinirken sadece Türkiye gazetesi
şimdiye kadar 170 aracın sahiplerine teslim edildiği bilgisini
verdi.
- Sözcü TV, Sözcü gazetesinde Erdoğan Süzer imzasıyla
çıkan “Seçim gazının mesajı geldi kendisi yok” haberini kaynak
göstermeden, muhabir adını vermeden yayımladı.
- TRT, yeni kurduğu dijital platform Tabii’nin
reklamlarını ATV’nin mobil uygulamasında ve Beyaz
TV’de de yayımlattı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET
VE ÖNERİLERİNİZ
İÇİN: