Edinburg’da bir evde, uzun bir masada dört kişi oturuyorduk.
Masada mumlar yanıyordu. Kırmızı ve beyaz şarap ve dar ve geniş
ağızlı kadehleri vardı. Klasik müzik çalıyordu ve Glasgow
Müzesi’ndeki Rodin heykellerinden konuşuyorduk. Bu tablo aklımda
ama ev sahiplerinin adını hatırlamıyorum. Otostop yaparken
tanışmıştık. Glasgow’a gidiyorlardı. “Glasgow’da sadece iyi bir
müze var, onu gezin, yeter.” demişlerdi “Edinburgh güzeldir,
isterseniz dönerken sizi alırız…” Doğrusu güzeldi, evlerinde
kalıyorduk… Rodin konusundan hemen sonra; “Ben Alanya’ya geldiğimde
bir deve turu attım. Benden 200 Mark aldılar.” dedi adam. “Siz kaça
biniyorsunuz?”
Otostop için sağ elinizi yumruk yapıp baş parmağınızı
kaldırıyorsunuz ve baş parmağı biraz geriye doğru büküyorsunuz ama
eğer İngiltere de iseniz sol el olmak zorunda bu. Çok düşünmeye
gerek yok aslında, yola yakın olan kolunuz olacak. Kılavuz
yazıyorum ya bu yüzden gereksiz ayrıntıları da yazmak zorunda
hissettim kendimi. Bu çok bilinen tarafı ama sadece bununla
kalmamanız gerekiyor. Şoförle göz teması kurmalısınız. Bunlar bir
otostopçunun içgüdüsel hareketleridir zaten. Şimdi ise bu kılavuzun
vereceği sır geliyor: Şoför bu durumda, genellikle size bir bakar,
kimsin, nesin, ne yapıyor lan bu, öylesine, hava basmak için filan.
İşte püf noktası orada. Siz tam o sırada hafifçe koşar gibi
yapacaksınız. Yani sanki şoför duracakmış gibi ve muhtemelen
dururlar. Biz bunlara ‘vicdanlarından yakalamak’ diyorduk. Çok
etkilidir deneyin….
Ancak otostopa başlamak için hazırlıklı olmanız gerekir.
Öncelikle şehir içinden otostop yapılmaz. Mutlaka dışarı çıkmak
gerekir. -Şehir içinde kısa mesafe otostopçuları vardır mesela
Yıldız Üniversitesi köprü sapağı gibi ama onlar için başka bir
kılavuz gereklidir çünkü iç hat otostopçuları pek otostopçu
saymıyorum. Sadece mesafe kısa olduğu için değil otostop işini
günlük alışkanlık haline getirdiğinden ve heyecanını öldürdüğünden
dolayı.- Otostop kent içinde çekilmez çünkü zaten otomobiller
genellikle yine kentte giderler. O kadar karmaşık hedefleri vardır
ki senin kendi gideceği yere gidebilmen az olasılıktır ve bu yüzden
durmazlar.
Şoför denilen şey bir iktidar kıyafetidir. Dünyanın en mülayim
insanını o koltuğa oturtun, hemen iktidar olur. Düşman başına,
başkan koltuğu gibidir şoför koltuğu. Hız ve iktidar ensesttir
zaten ve bu yüzden eğer at evcilleşmeseydi koca koca iktidarlar
olmaz gibi gelir bana ve bu yüzden 'atı alan Üsküdar’ı geçti' tam
yerinde anlatmıştır o malum referandum gününü...
Tamam artık kent dışındasınız ama yeterli değil. Otostop için
kıyafet zorunluluğu vardır. Mesela genellikle kimse takım elbiseli
otostopçu almaz. Öncelikle ya polistir ya da sivil polis. Sıkıcıdır
yani. Otostopçu konuşmak için alınır. Takım elbiseli birisiyle
konuşulmaz, o dinlenir. Belki bana öyle geliyor ya da bilmiyorum.
Bir erkek öğretmen sendromu olabilir bu. 15-20 yıl insan onları
dinleyince, en azından teneffüs ziline kadar. Bu sendrom yerleşiyor
insana. Siz daha çok, kot giymelisiniz ya da spor kıyafetler işte.
Bir maceracı üniforması bu ama bu da yetmez. Bir sırt çantası, boş
da olsa sizi iyi marka bir otomobile taşıyacak aksesuardır. Bir
fotoğraf makinesi boynunuzda asılı olursa çok güven verirsiniz.
Nedense insanlar fotoğraf makinesi taşıyan insanların suç
işleyeceğini düşünmezler. -Bizim polisler hariç ama onlar sayılmaz.
Çünkü onlara göre herkes suçludur, amirleri bile. Ve bunun doğru
olması da bu teoriyi çürütmez. Basit bir bulaşıcı hastalık
kuralıdır, Tifo ile uğraşan doktorun tifodan ölmesi gibi, suçla
uğraşan polise suç bulaşmasıdır bu.-
Masada kırmızı şarap yenilendi, mumlar iki-üç yemek dayanırdı
hâlâ, tatlıyı, tabağın ön tarafına konmuş çatal kaşıkla yemek
gerekiyordu -boşuna bulaşık- ve hem beyaz hem kırmızı şarap içmek
ayıptı muhtemel ama ne de olsa üçüncü dünyalıydık...
“Yok” dedim. “Biz hiç deve kiralamayız ki. Bizim, hepimizin
kendi devesi var…”