Günün sonunda, Türkiye Fırat’ın doğusuna geçmemek kaydıyla sınırlarının ötesinde belirli bir derinliğe ulaşan tampon bölge kurar, PYD Afrin’de Esat’ın egemenliğini tanır, ABD Münbiç’in tamamını veya bir bölümünü Türkiye denetimine bırakır, Fırat’ın doğusunda ise TSK ile YPG/YPJ arasına kendi tampon olur, SDG’nin de Şam’la uzlaşması için RF aracılı temaslara destek olmasa da göz yumar deniliyor.
Afrin cebinin büyüklüğü 4 bin kilometrekare civarında. Demek ki
60x70km gibi boyutları var. Tel Rifat ve Minnag Hava Üssü’nü içeren
“tava sapı” kısmın büyüklüğü de 295 kilometrekare.
Mıntıkanın Türkiye’ye sınır kuzey ve batı bölümlerdeki dağlık
alanlar 600 ila 1000 m yüksekliğinde tepelerden oluşuyor.
Yükseltiler, çanağın merkezindeki Afrin yerleşim birimine hakim.
Obüs menzili 30 ila 40 km.
Bunu fikir vermesi bakımından Kuzey Irak’ın dağlık sınır
bölümüyle karşılaştırırsak, orada yükseklikler 1000 ila 4000 m ve
bu dağların doğusu İran. Kuzey ve doğu sınırlarının da boyutları
kabaca 300kmx500km.
Afrin mıntıkasının 2011 öncesi nüfusu 350-400 bin civarındaydı.
İç göçle Afrin merkez ve mıntıkadaki 350 köy dahil bu sayının 700
bini bulduğu sanılıyor. Nüfusun da çoğunluğu Kürt, iç göçle
gelenlerin de, YPG/YPJ mevcudiyetinin de çoğunluğu Afrinli
Kürt.
TSK, Fırat Kalkanı’nda yaklaşık 4 bin kişilik bir güç seferber
etmişti. Fırat Kalkanı cebinin büyüklüğü ise 2 bin
kilometrekare civarında. Hava sahasının harekata açılması FK’de
olduğu gibi Afrin’de de Rusya’ya bağlı. Bu defa, Afrin’de TSK
destekli ÖSO gücünün büyüklüğü 15 bin civarında. Afrin cebinde
silahlı YPG/YPJ mevcudiyetinin 8 ila 10 bin civarında olduğu tahmin
ediliyor. (Harita-1)
Harita-1: Afrin Zeytin Dalı
Harekatı
Esat Baraj Gölü’nün güneyinde kalan Tabka Üssü cebini saymazsak,
ABD destekli SDG elinde Fırat’ın batısındaki tek alan Münbiç cebi.
Münbiç’ten Türkiye sınırındaki (Fırat Kalkanı’nın doğu ucu)
Cerablus’a uzaklık 35 km.
Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki SDG kuvvetlerinin toplamı
yaklaşık 50 bin kişi. Kabaca bunun yarısı YPG/YPJ’den oluşuyor. Bu
alanın büyüklüğü yaklaşık 45 bin kilometrekare ve Suriye
yüzölçümünün toplamda dörtte birine tekabül ediyor.
Suriye içindeki davetli/davetsiz güçlere gelirsek: ABD’nin 1500
ila 2000, İran’ın 15 bin, Rusya’nın ise (çekilmeden önce/sonra?
hangi çekilme?) 10 bin civarında mevcudiyeti olduğu ileri
sürülüyor. Bu rakamlar ABD hariç biraz karakuşi.
İran destekli Hizbullah ve sair milis gücünün Suriye içindeki
toplam büyüklüğüne 150 bin (bence çok abartılı) diyen de var, 70
bin de (daha gerçekçi). Suriye ordusundan arta kalan ise keza
yaklaşık 70 binlik bir güç.
Saha böyle, masa nasıl? Cenevre patinajda. Yapılan toplantılar
neredeyse haber olma özelliğini yitirdi. Rusya, Soçi’yi Cenevre’nin
yerine (belki artık Astana’nın da) ikame ederek diplomatik bir
başarı kazandı. Artık Cenevre de, Esat’sız Suriye’ye geçiş
müzakereleri süreci olma niteliğinden, yeni Suriye’nin anayasasını
yazım süreci olmaya evrildi. Rusya (ve İran) Esat’ı başta
tuttu.
Türkiye, Suriye Kürtlerini PYD bir yana ENKS de dahil Soçi’ye
sokturmadı. Soçi’de Suriye çok düşük profille temsil edildi,
anayasa yazım komitesinin yüz delegesi Esat, kalan 50’si
“muhalefet” tarafından belirlenecek. O kalan muhalefete PYD’nin
girmemesi Ankara’nın önceliği.
Ancak Irak’ta olduğu gibi Suriye’de Kürtlersiz yeni ülke kurmak
mümkün değil. Türkiye’nin Astana Troykası ortağı Rusya ve İran’ın
sahada bulunma sebebi Esat’ı ayakta tutmak. Türkiye’nin NATO
müttefiği ve koalisyon ortağı ABD’nin hedefi Esat’sız Suriye’ye
geçiş -ve IŞİD’i bitirmek, geri dönmemesini sağlamak.
Kürtler, ne RF’nin, ne ABD’nin sorunu. Ne RF, ne ABD’nin
münhasır bir Kürt siyaseti var. Esat’sız Şam isteyen Ankara’nın,
Esat yönetimindeki Şam’la Suriye’deki ortak sorunu ABD mevcudiyeti.
Her ikisi de ABD’nin kendi ülkelerini böleceğinden kaygılı. Rusya,
Türkiye-ABD ittifak ilişkisinin mümkün olduğunca sorunlu ama
kopmadan sürmesi hedefini de güdüyor. Kürt meselesi bu yönden
RF’nin işine geliyor.
Arkasında ABD olmasa YPG/YPJ’nin (PKK’nin doğrudan uzantısı da
olsa) Türkiye için ulusal güvenlik tehdidi olma özelliği yok.
Esasen Ankara’nın PYD’yi destekleyen Suriye Kürtlerinden tehdit
algısı, ulusal güvenlik değil cumhuriyetin (bitmeyen) beka
sorunu.
Trump başkanlığındaki ABD’nin bir diğer ve belki başat önceliği
de İran’ın önünü kesmek, İsrail’in güvenliği. İran’ın önünün
kesmekte, nihai tahlilde, Türkiye SDG’ye oranla çok daha değerli
oyuncu. O arada, biz kuzeybatıyla ilgilenirken güneybatı Suriye ve
belki Güney Lübnan’da yeni bir İsrail-Hizbullah (İran) savaşı
olasılığı da güçlendi.
Günün sonunda, Türkiye Fırat’ın doğusuna geçmemek kaydıyla
sınırlarının ötesinde belirli bir derinliğe ulaşan (30 km olur mu
bilemem) bir tampon bölge kurar, PYD Afrin’de Esat’ın egemenliğini
tanır, ABD Münbiç’in tamamını veya bir bölümünü Türkiye denetimine
bırakır, Fırat’ın doğusunda ise TSK ile YPG/YPJ arasına kendi
tampon olur, SDG’nin de Şam’la uzlaşması için RF aracılı temaslara
destek olmasa da göz yumar, Afrin Harekatı’nın “tamamlanması” bu
yılın yaz ortalarını bulur hatta geçer, Idlip’in tamamına da aynı
dönemde Suriye ordusu RF hava desteğiyle yakıp, yıkarak hakim olur
(deniliyor).
Olur mu gerçekten tüm bunlar? Olursa hangi zaman aralığında,
hangi sekansla olur? Olursa, kalıcı çözüm olur mu? Kaç kişi daha
hayatını kaybeder? Kaç aile daha yerinden, yurdundan olur? 2011’den
bu yana Suriye’den ayrılmak zorunda kalanlardan yüzde kaçı geri
dönebilir? Dönebilen olur mu? Yanıtları biliyorum dersem o da yalan
olur. Saha ve masa dağılımına bakarak sizler de kendi
çıkarsamalarınızı yapabilirsiniz.
Konunun cumhuriyetin kuruluşundaki temel çelişki 1921 ve 1924
“teşkilat-ı esasiye” tahayyülleri, 1925 Şeyh Sait İsyanı (mandater
Fransa’nın sınırın Suriye tarafında kalan demiryolunu
kullandırması), 1926’da Musul vilayetinin Irak’ta kalması, 1926-30
Ağrı İsyanı bastırıldıktan sonra 1932’de İran’la yapılan hudut
tadilatı, 1937 Sadabat Paktı, 1938 Dersim tertelesi, Hatay’ın
1938-39’da yurda katılıp, Afrin’in dışarıda kalması,
merhum Menderes dönemindeyse 1957’de Suriye’ye, 1958’de Irak’a
(kraliyet darbeyle yıkılıp, Molla Mustafa Barzani SSCB’den geri
dönüp, Kerkük’te KDP ve komünistlerce Türkmenler katledildiğinde)
askeri müdahale seçeneğinin çok ciddi biçimde gündeme gelmesi,
ötesi 1971 yılının 11 Mart’ında aynı Barzani Bağdat’ı temsilen
Saddam’la özerklik anlaşmasını imzaladığının ertesi günü 12 Mart’ta
bizde darbe olması gibi boyutları da “Türkiye ve Kürtlerin(in)
Tarihi” penceresinden, sağlam bir bilim insanının elinden öpecek
güzel bir tarih kitabı olur herhalde.
Barışı bekleyen biçare kumrular gibi bir pazar günü dilerim.
“Benim oğlum bina okur, döner döner baştan okur” diye bir söz
vardır hani, nedense aklıma bak o geldi.