Issız kaldılar çünkü onları güçlendiren iki büyük isim artık
yok. 2017’yi uğurlarken art arda gelen kötü haberler bizi
canımızdan bezdirmiş, “yeter” deme raddesine getirmişti.
Yakınımızda yaşanan kayıpların üzerine bir dönem Vatan Kitap’ta
editörlüğümü yapmış arkadaşım Buket Aşçı Gürel’in aramızdan
ayrılışı, yılı tatsız uğurlamamıza sebep oldu. 2018 güzel başladı,
“her şeyin üzerini çizdik, yeni bir başlangıç yaptık” dedik ama o
da umutlarımızı boşa çıkarttı. Daha 5'inci gününde aldığımız iki
kayıp haberi, yılın bütün neşesini bir anda aldı. Önce Münir Özkul
gitti, sonra Aydın Boysan. Aralarında bir saat bile yok. Yaş
derseniz, neredeyse birbirine denk. Biri bizi bizden alan şahane
karakterlerin yaratıcısı, diğeri muhabbetiyle hepimizi ortamdan
ortama sürükleyen bir söz üstadı. Öyle böyle değil: Sadece rakı
içmeyi değil ondan zevk almayı bize öğreten, ritüellerini tatlı
tatlı anlatan, yaptığı yolculuklarda gördüklerini rakı masalarında
bizimle paylaşan bir dev. Şanslıyım, ikisini de mutlu oldukları
ortamlarda gördüm: Münir Özkul’u sahnede izledim, Aydın Boysan’la
rakı içtim. 45 yıllık hayatıma sığdırdığım iki şahane mutluluk –ki
ömre bedel!
Münir Özkul’un hafızamızdaki yeri büyük: “Mavi Boncuk”un
sinemadan emekli Baba Yaşar’ı, “Bizim Aile”nin Yaşar Usta’sı,
“Neşeli Günler”in inatçı turşucusu Kâzım ve daha niceleri onunla
var oldu… “Edi ile Büdü”nün Edi’si, komik filmlerin İbiş’i, ‘50’li
yılların başında başlayan sinema serüveninde Dörtduvar Ahmet’ten
Tencere Münir’e, Deli Yunus’tan Polim Hüseyin’e, Sansar Nuri’den
Çarliston Ziya’ya 200’den fazla karaktere can verdi. Burada
kalmadı, “Gelinin Muradı”nda Fikret Hakan’ı, “Adsız Cengaver”de
Nubar Terziyan’ı, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”de Cevat
Kurtuluş’u seslendirdi, “Süt Kardeşler”de reji asistanlığı yaptı.
Hepsi bir yana, hepimiz onu tek bir rolle sevdik aslında: Mahmut
Hoca ya da Hababam öğrencileri arasında anılan adıyla Kel Mahmut.
Kim olduğunu anlatmaya gerek var mı?
Temaşa sanatının kavuklusu. Dümbüllü İsmail’den devraldığı Kel
Hasan’ın kavuğunu Ferhan Şensoy’a devretmesi tesadüf değil. Amansız
hastalığı öncesinde ömrünü uzatan son hamlelerden biri,
Ortaoyuncular kadrosunu onurlandırarak “Soyut Padişah”, “İstanbul’u
Satıyorum” ve “Yorgun Matador”da oynaması. Sahnede izledim dediğim,
bu. Her üç oyunda da harikalar yaratan, “Yorgun Matador”da kendini
aşan Özkul’u, çocukluğumda İzmir Fuarı’nda Adile Naşit’le birlikte
aynı sahnede görmüş, yıllar sonra Ortaoyuncular sahnesinde ellerim
patlarcasına alkışlamıştım.
Zaman zaman zamansız “öldü” haberleriyle gündeme gelen Münir
Özkul, 2010 yılında, İstanbul’da yapılan Uluslararası Mizah
Festivali kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri vesilesiyle
konuşulmuştu: Evinin önüne yürüyen hayranları ona selam sarkıtmış,
karşılığını bir gülümsemeyle almıştı. Cihangir Parkı’nda başlayan,
Savoy Pastanesi’nin orada sonlanan yürüyüşe Vedat Özdemiroğlu,
Mehmet Esen, Metin Üstündağ gibi isimler katılmış, kızı Güner
Özkul’un da eklenmesiyle bir basın açıklaması yapılmış ve Münir
Usta, eşi Umman Hanım’ın yardımıyla oraya gelen dostlarını,
öğrencilerini, sevenlerini camdan selamlamıştı. Bir anlamda Hababam
Sınıfı filminin sonundaki sahne gerçek olmuştu…
Münir Özkul bahsi uzar. Acısı çok taze. Üzerine daha çok
konuşulacak belli ki... Benimki, küçük bir selam yazısı olsun. Bu
kez müziksiz olsun ama… Kimi zaman insanın içinden şarkılardan söz
etmek gelmiyor. Şüphesiz şarkılar her derde deva ama bu kez böyle
olsun. Bahsi kapatmadan, Kurtuluş Özyazıcı tarafından hazırlanan
bir kitabı anayım: Ankara Sinema Derneği’nin Dost Kitabevi
Yayınları ile işbirliği sonucu 2005 yılında piyasaya verilen “Aktör
Dediğin Nedir ki? / Münir Özkul Kitabı” Sadece incelemeler değil
tanıklıklar da var içinde… Ayşegül Yüksel’den Halit Akçatepe’ye,
Sezer Sezin’den Zeynep Oral’a uzanan kalabalık ve tanıdık yazar
kadrosu, Münir Özkul’la temas eden yazılarında memleketin tiyatro,
sinema ortamlarına bakıyor, bir anlamda kültür – sanat haritasını
da çıkartıyor. Bunun yanına, ustanın sahnedeki 55'inci yılı için
hazırlanan 26 sayfalık küçük kitapçığı da eklemek isterim lakin onu
bulmak çok zor. Yine de aramaya değer.
Bahsini açtığımda kapatamayacağım bir diğer isim, gidişiyle
hepimizi üzen Aydın Boysan. Mutluyum, tanıma şerefine nail oldum.
Bir gün uzun uzun anlatırım belki ama şimdilik oğlu Burak’ın
cumartesi sabahı “sayılarla analım” diyerek sosyal medya hesapları
üzerinden paylaştığı notu anmakla yetineyim: “97 yaşındaydı,
2016’da aramızdan ayrılan annemle 67 sene evli kaldılar, 73 yıllık
mimardı.”
Yazının sonunda kadehimi, bize demlenmeyi öğreten şahane insan
için kaldırıyorum. Elbette sahnede ve beyazperdede
canlandırdıklarıyla bizi bambaşka diyarlara götüren ustayı
unutmadan… Bir günde iki kayıp çok ağır. “Bu son olsun” deme
şansımız yok maalesef ama en azından bu gibi acıları uzun süre
yaşamayacağımız bir dönem dileyebiliriz. Kim bilir, belki olur?