UEFA, FIFA, FARE’in ırkçılık ve nefret söylemi mücadeleleri ve Türkiye

FIFA ve UEFA’nın ırkçılıkla mücadele için özel hukuki düzenlemeler ve örgütlenme ile görevli birimler, çalışma grupları oluşturduğu görülmektedir.

Abone ol

Avrupa sistemine katılımını 1949’da Avrupa Konseyi ile başlatan, bu kuruluşun asli amacı olan; insan hakları, demokrasi ve hukuk üstünlüğü alanlarındaki gelişimini sürekli erteleyen ülkemiz, ırkçılık ve nefret söylemi ile mücadelede Avrupa’yı izlemekte gecikme yanında, Avrupa’nın futbol örgütü UEFA’nın bu konuda yürüttüğü çalışmalara da ilgi duymamaktadır.

UEFA, FIFA ve FARE Ağı’ nın ( Football Against Racisim in Europe) “futbol” a yüklediği anlam ve futboldan beklentilerinin çok geniş olduğu görülmektedir.

Toplumda ırkçılık ve nefret söylemi ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmalarda;  futbol, milyonlara ulaşabilen popülerliği ile özel bir yer tutmaktadır. Futbolun ırkçılığın, yabancı düşmanlığının ve nefret söyleminin en rahat ve en ağır biçimde ifade edilen alan olması, stadyumlarda ırkçı söylemlerin rakip tarafların rekabet dili gibi kullanılması görülmektedir.

Milliyetçi ideolojinin diğer kimlikler ve kültürlere karşı geliştiği bir toplum içinde gelişen nefret söyleminin günlük yaşamın olağan dili olarak kabul edildiği, politikanın çatışma söylemi üzerine kurulduğu, farklılıkların küfür dili ile anılmasının doğal karşılandığı ülkemizde futbolda yaşananlar da şaşırtıcı olmamalıdır. Eğitimli, eğitimsiz geniş bir toplum kesiminin sıkça kullandığı ırkçı söylemlerin kamuya yansımasının da pek yadırganmadığı düşünüldüğünde, ortalama futbol seyircisinin nefret söylemini çok kolay benimsemesi de doğal sayılmalıdır.

Diğer yandan, göçmenlerin artışı ile; bir kısım görsel ve sosyal medyada sürekli yinelenen nefret söylemi ile ırkçılığın günümüzde olağan söylem haline geldiği; özellikle kendini ulusalcı, milliyetçi olarak tanımlayan kişilerin söylemlerinde ve medyada nefret söyleminin hemen her gün görüldüğü, ancak kendilerini hiç bir zaman ırkçı olarak görmeyen bu kesimlerin yürütülecek kampanyalar sayesinde kendilerini sorgulamaya başlayabileceği de varsayılabilir.

UEFA ve FIFA’nın futbolda ırkçılıkla daha kararlı, daha ağır yaptırımlarla mücadele için çabalarını yoğunlaştırdıkları günümüzde Türkiye’nin de bu kuruluşlarla aynı politika ve eylem birliği içine girerek çeşitli kampanyalarla hem kitlelerin bu alanda bilinçlenmesine hem de kulüpler ve futbolculara uygulanan yaptırımlar konusunda bilgilenilmesine yardımcı olunabilecektir.

UEFA VE FIFA’NIN ÇALIŞMALARI  

FIFA ve UEFA’nın bu konuyu aynı zamanda futbolun iyi yönetişimi, barış ve fair-play ilkelerini geliştirme amaçlı sosyal sorumluluk etkinlikleri kapsamında ele aldığı, ırkçılıkla mücadele için özel hukuki düzenlemeler ve örgütlenme ile görevli birimler, çalışma grupları oluşturduğu görülmektedir. Avrupa hukuk ve insan hakları sistemini kabul etmiş olan ülkemizin de üyesi olduğu futbolun Avrupa ve Dünya örgütlerinin bu alandaki programlarına ülke olarak katılımı yükümlülük olarak değerlendirilmelidir. 

Avrupa’da futbol alanında ırkçılık ve nefret söylemi ile mücadeleyi önceleyen UEFA’nın sürekli ve düzenli olarak yürütülen RESPECT programı kapsamında uygulanan çeşitli projelerle Avrupa’da sık görülen ırkçılık kaynaklı çatışmalar ve nefret söyleminin önlenmesi amaçlanmaktadır.

UEFA Statüsü amaçlarını düzenleyen Madde 2’de; Avrupa'da futbolun barış içinde, anlayış ve fair play ruhuyla; politika, cinsiyet, din, ırk veya başka herhangi bir nedenle ayrımcılık yapmadan oynanmasını geliştirme ve teşvik etme; etik standartları ve iyi yönetişimi teşvik etme ve koruma yer almaktadır. Disiplin kurallarının da UEFA’nın bu amaçları gerçekleştirmesi amacıyla düzenlendiği belirtilmektedir.

Türkiye-Avusturya maçında Merih Demiral’a yaptığı hareket nedeniyle iki maç ceza yaptırımı uygulanması;  UEFA tarafından belirlenmiş olan futbola ilişkin genel ilkelere aykırılık, düzgün/saygın oyun temel kurallarının ihlali, spor etkinliğinin spor dışı bir gösteri için kullanılması, futbolu itibarsızlaştırma nedenleriyle ile gerekçelendirilmektedir. 

Bu arada, UEFA 2022 yılında Kadınlar Avrupa Şampiyonasında tacizlere karşı, çevrimiçi tacizleri izlemek ve raporlamak amacıyla özel bir çevrimiçi taciz platformu kurmuş, taciz olarak görülen mesajların kaldırılmasını sağlamıştır. 

Dünya futbol örgütü olarak futbol aracılığı ile daha adil ve eşit topluma ulaşmayı amaçlayan FIFA Statüsü, uluslararası insan haklarına saygı ve korumayı öngörmekte;  4. Maddesi ise, herhangi bir ülke, kişi veya gruba karşı; doğum, ırk, ten rengi, etnisite, milliyet veya sosyal köken, cinsiyet, engellilik, dil, din, siyasi aidiyet, ekonomik varlık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmasını kesin biçimde yasaklamaktadır.   

FIFA kurmuş olduğu “Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Görev Gücü” ile bu gibi yaptırımlar üzerinde çalışmalarını sürdürmekte; “ayrımcılık yok” (no discrimination) adıyla 2022 yılında Katar’da yapılan dünya kupasında başlattığı kampanyayı sürdürmek, kampanyanın  bir parçası olarak FIFA, UEFA gibi Sosyal Medya Koruma projesini başlatmış, oyuncuları, takımları ve yetkilileri çevrimiçi tacizden koruma amacı ile,  bugüne kadar yaklaşık 28 milyon gönderiyi analiz ettikleri bir platform kurmuşlardır.  

FARE, 'AVRUPA’DA FAŞİZME KARŞI FUTBOL AĞI'

Avrupa’da futbolda ırkçılıkla mücadele, futbolun kurumsal örgütleri yanında, bir tür sivil toplum örgütü olarak çalışan FARE, kısaltması ile tanınan, ırkçılık/faşizm karşıtı futbol ağı bu alanda çok önemli bir işlev yerine getirmektedir. FARE, 1999’da Viyana’da ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadele amacıyla kurulmuş bir ağ olarak;  UEFA ve FIFA’nın yürüttüğü ırkçılık karşıtı kampanyalarda partner kuruluş olarak yer almakta, bir çok proje FARE tarafından yürütülmektedir.   

FARE’ nin gücü, uzmanlıklarıyla katkıda bulunan ve futbolda ayrımcılığı geçmişte bırakmak için ortak bir çaba içinde hareket eden taraftar grupları, STK'lar, amatör kulüpler ve yerel örgütler de dahil olmak üzere farklı üyelerin birlikteliğinden doğmaktadır. FARE,  45 Avrupa ülkesinde 150'den fazla üyesi olan uluslararası bir organizasyon haline gelmiş bulunmaktadır..  

FARE futbolun potansiyelini toplumsal eşitlik için bir araç olarak kullanarak; Avrupa’da futbolun her kademesinde ayrımcılığa karşı mücadele etmekte, bu tür çalışmaları teşvik etmektedir.

TÜRKİYE’DE IRKÇILIK VE NEFRET SÖYLEMİ VE AMEDSPOR

UEFA’nın ırkçılık ve nefret söylemi programlarına katılmayan ülkemizde, daha çok Afrika kökenli siyah futbolculara yönelik olarak görülen ırkçı söylemlerin son yıllarda önemli ölçüde azaldığı görülmektedir. Bu olumlu gelişme yanında, Kürt yurttaşların takımı olarak Amedspor’a yapılan ayrımcılık, zaman zaman futbolcu ve taraftarlara yönelik ırkçı saldırılar ve nefret söylemi ülkemiz ana akım medyada yeterince yer almamakta, konunun politik ve toplumsal boyutları tartışılmamaktadır.  

Kürt Araştırmalar Merkezi’nin konuyu oldukça kapsamlı biçimde ele alan Ocak 2024 tarihli ‘’Amedspor’un Maruz Kaldığı Hak İhlallerinin Sporda Irk Ayrımcılığı Bağlamında İzlenmesi Raporu’’ , konuyu politika, haklar ve ırkçılık bağlamında değerlendirmekte, konunun önemini vurgulamaktadır. 

Raporda, çözüm sürecinin sona ermesi ve siyasilerin hedef göstermeleri nedeniyle Amedspor isminin kriminalize edilerek, Futbol Federasyonu tarafından takıma ismini ve renklerini değiştirmesi için baskı yapıldığı; TFF’nin ceza uygulamasında Amedspor'a karşı farklı bir yaklaşım benimsediği örneklerle açıklanmaktadır.   

Amedspor’a yönelik ırkçı saldırılar ve hak ihlallerinde 28 Ocak 2016’da İstanbul’da oynanan Başakşehir maçı dönüm noktasını teşkil etmiş, Amedspor taraftarlarına yönelik polis müdahalesi ve yaşanan olaylar sonucunda taraftarlara dava açılsa da, ırkçı tezahürat failleri beraat etmişlerdir. Bu arada, maçtaki olaylar nedeniyle Amedspor'a para cezası ve seyircisiz oynama cezası verilmiştir. Bu maçtan sonra Amedspor'un düzenli hak ihlalleriyle karşılaştığı bir dönem başlamış,  deplasman yasakları, en sık tekrar eden ayrımcılık örneği olmuştur.

Özellikle çözüm sürecinin bitmesinden sonra artış gösteren fiziki saldırılara örnek olarak; Bursaspor'u deplasmanda yenen Amedspor'un galibiyetini kutlamak isteyenlere polis müdahalesi, Ankaragücü maçında protokoldeki Amedspor yöneticilerine yapılan saldırılar nedeniyle hastaneye kaldırılmaları, Fenerbahçe maçı sonrası polis saldırısı, Mersin İdmanyurdu maçında sahaya giren taraftarların Amedsporlu futbolculara saldırması gibi olaylar verilebilir.

Diğer yandan, Amedspor'un maruz kaldığı ayrımcılık, özellikle "ideolojik propaganda" cezalarında kendini göstermektedir. PFDK'nın 2016 yılında Amedspor'a “ideolojik propaganda” sebebiyle puan silme  cezası vermesi takımın play-off mücadelesinden elenmesine sebep olmuş, ırkçı saldırılar  sonrası Deniz Naki adlı futbolcusu ülkeyi terk etme durumunda kalmıştır.