Cristiano Ronaldo bir keresinde “Eğer Quaresma'yı kızdırırsanız
kendi takım arkadaşlarını bile çalımlar” demiştir. Aslında bu yorum
Quaresma'nın kim olduğunu mükemmel bir şekilde resmediyor. Onunki
siyah beyazla yazılmış bir kariyer. Dünyanın en dev kulüplerinde
oynamış bu adam en tepeyi görmekle beraber en dibi de görmüştür.
Sonra yeniden küllerinden doğmuş ve yarım kalan hesabı kapatmak
için Beşiktaş'a gelmiştir. İlk gelişi olay olmuştu. Beşiktaş
taraftarının isteyip getirttiği bir yıldızdı o. Pascal Nouma'nın
100'üncü yılda ikinci kez gelişi gibi biraz. 2010 yazından Beşiktaş
taraftarının yönetime bastırdığı tezahürat hâlâ kulaklarımda;
“Fener'den Cimbom'dan topçu almayın
Taraftarı çıldırtmayın!
Bu taraftar arkanızda
Gelsin artık Quaresma!”
Tabii Quaresma, Beşiktaş'a İtalya'nın Inter kulübünden gelmişti
o yaz. Porto, Barcelona, Chelsea, Inter... dolaştıktan sonra
Beşiktaş'a geldiğinde dünyanın kaç bucak olduğunu görmemişti.
Beşiktaş'ta bir hayal kırıklığı yaşattıktan, Beşiktaş da ekonomik
olarak batıp “FEDA” dedikten sonra Quaresma, Al-Ahli Dubai
Kulübü'ne gönderildi. Futbol hayatı sona erecekken daha önce
parladığı Porto kulübüne transfer oldu. Aslında ben dahil herkes
Quaresma'nın bir gün yeniden Beşiktaş forması giyeceğini içen içe
hissediyorduk.
Porto'da 40 küsur maç yaptıktan sonra 2015'te başlayan
“Beşiktaş'ın yükselme devri”nde yeniden İstanbul'un yolunu tuttu.
Uçaktan inip BJK TV'ye çıkıp kurduğu ilk cümlesi “Beşiktaş'ı siyah
beyaza boyamaya geldim” oldu. Beşiktaş, Şenol Güneş'le anlaşmıştı,
Mario Gomez'i transfer etmişti ama hiçbiri Quaresma'nın bu
açıklaması kadar heyecanlandırmamıştı. Sonrasını biliyorsunuz; üste
üste kazanılan şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi'ndeki
masallar...
Hagi ve Alex'ten sonra Türk futbolunda en fazla iz bırakan
yabacı oyuncu olduğunu söylesek herhalde yanlış bir görüş
belirtmeyiz. Sportif olarak Hagi ve Alex'in yaptıklarıyla elbet
kıyaslanamaz. Ama biraz da oynadığı dönemde sosyal medyanın bu
kadar etkin olması dolayısıyla popülerite konusunda herhalde
herkesin önünde olabilir. Ricardo Quaresma'nın sportif ve sosyal
olarak çok problemli bir oyuncu olduğunu burada uzun uzun
anlatmamıza gerek yok sanırım. Ama popüleritesi ve Beşiktaş
taraftarının ona gösterdiği ilgi ve teveccüh bütün bunların üstünü
örtüyordu. Gayet standart bir karakter ve kişiliğe sahip olsaydı
muhtemelen dünya futbol tarihine adını büyük harflerle
yazdırabilirdi. Çünkü dünyanın görüp görebileceği çok sayılı
yeteneklerinden biridir. O da bunun farkında. Yine kankası
Cristiano Ronaldo'nun onun hakkında yaptığı bir açıklamayla durumu
tanımlayabiliriz; “Portekiz'in en yetenekli oyuncusu Ricardo, en
çalışkan oyuncusu ise benim”.
“Bu hayatta bana iki kişi katlandı. Biri ilk okul öğretmenim.
Diğeri ise Şenol Güneş” diyerek aslında kendi özeleştirisini
yapabilen biridir. Zaten saçma sapan bir kırmızı kart görüp
takımını yakan bir adama kim katlanabilir? Bazen bazı insanlar
kontrol edilemez. Bazı insanlar etrafına karşı sorumluluk duygusuna
sahip değillerdir. Hayatta da böyledir. Çevrenize bakın. Ricardo
Quaresma o insanlardan biridir aslında. O yüzden modern dünyada,
profesyonel platformlarda bu tipte insanlara yer yoktur. Yeri olsa
bile bir süre sonra kaybeder. Her an her şeyi yapabilir duygusu
insanları daha sabırlı olmaya iter. “Belki çıkar maçı kurtarır”
hissi sizi her şeye katlanmaya sevk eder. Ama bunun adı
potansiyeldir. Ve bunu bir kenara not edin çünkü kayda geçmesini
istiyorum: “Potansiyelin bile bir raf ömrü vardır”
Yoksa Ricardo Quaresma asla Türkiye'de asla futbol oynamış
olmazdı. Potansiyeli onu zirveye kadar taşıdı. Ama aynı potansiyel
onu o zirvenin uçurumundan aşağı fırlattı. Ricardo Quaresma o
yüzden hayatının hiçbir döneminde Ballon D'Or alamazdı ve bu yüzden
Arien Robben hâlâ Bayern Munih forması giyiyor.
“Ya kahraman olarak ölürsün ya da kendini kötü adama dönüşecek
kadar uzun yaşarsın”. Evet, sanırım Quaresma'nın Beşiktaş hikayesi
böyle bir şey. Birinci bölümde gitmesi gerekiyordu ve gitti.
Taraftarı havaya sokmak için geri dönmesi gerekiyordu ve döndü. Bir
kahramana dönüştü. Yarım kalan hesabı kapattı. Ve şimdi her şey
kötü gidiyorken... Beşiktaş kötü gidiyorken, kendisi de kötü
gidiyorken yeniden yol ayrımına geldi.
Hırsı, asiliği, saçma sapan hataları ve yanan bir binaya girip
bütün takımı kurtardığı anları... Hepsi artık geride kalacak. Bir
gün torunlarımıza Quaresma'yı anlatacağız. Türkiye'den bir Quaresma
gelip geçti. Hepimiz şahidiz. Kendine münhasır bu süper yıldız yine
kendine münhasır bir veda yaptı; kırmızı kartla oyundan atılarak.
Belki de Beşiktaş'ın olası şampiyonluk şansını elinden aldı. Ama
Quaresma bu. Varlığı dert, yokluğu yara.