YAZARLAR

Çıplaklar cenneti

'Paradis Naturists – Çıplaklar Cenneti' sergisi, “Doğacılık bugün yalnızca özgürleşme zamanına duyulan nostaljinin bir ürünü mü, yoksa hâlâ beden farkındalığı ve refahla bir ilgisi var mı? Yoksa bronzlaşma çizgilerinden kaçınarak tatil geçirmenin önemsiz bir yolu mu?” soruları ile sona eriyor. Bronzluk çizgisinin de bir havası var şimdi diyerek, son çıplak Avrupa hikayemle bu kamptan çıkıyorum...

Yazın ortasında İsviçreli arkadaşlarımın peşine takılıp birkaç günlüğüne güney Fransa’ya, Hossegor diye bir kasabaya gittim. Gruptakilerin (bana binlercelermiş gibi gelen) 7-8 çocuğu ile Cul Nus (Çıplak Popolar) adında bir plaja gittik bir gün. 1960-70 yıllarda hippilerin uğrak plajı olan Cul Nus, o dönemden beri çıplaklar plajıymış. O dönem plaja çıplak gelen, artık oldukça yaşlı hippilerin hepsi hala plajda çıplak takılıyor, genç jenerasyonlar bikini-mayolu. Herkes çıplak olmadığı için ilk anda uyanmadık ama denize girerken bizim gruptaki çocuklar birbirlerine çıplak insanları göstermeye başladılar. Anaları babaları da "Evet, öyle, çıplaklar" dediler ve geçtiler. Bir daha konu açılmadı. İsteyenin çıplak dolaşması normalize oluverdi çocuklar için.

Birkaç hafta sonra Türkiye’de bir tekne tatilindeyken yan teknedeki zengin ve yaşlı adamın teknesinde çıplak dolaştığını fark ettik. Bizim teknedekilerin bazıları pek kınadı. "Adamın kendi teknesi, denizin ortasındayız, keyfi nasıl isterse öyle takılır," diye düşündüm. Bir de Fransa’daki çocukları düşündüm. Konuya anlam yüklenmezsen, anlamı da kalmıyor aslında... Kadınlar olarak Türkiye’de giyemediğimiz şortları, etekleri, üstleri başları Avrupa’da tiril tiril giyiyoruz. Kimse bacağımıza, göğsümüze bir anlam yüklemiyor, dönüp bakmıyor, sen de sıcakta nasıl rahat edersen öyle giyinip dolaşıyorsun. Evet, anlam yüklemezsen anlamı olmaz.

Yazın bu olanlardan sonra çıplaklıkla ilgili düşünürken, Marsilya’ya giden bir trende, Avrupa ve Akdeniz Uygarlıkları Müzesi Mucem’de Paradis Naturists – Çıplaklar Cenneti adlı bir sergi olduğunu görünce, tamam dedim, gerçek hayatla bir sergiyi birleştirecek malzemelerimiz hazırdır.

SOYUNMAYA NE ZAMAN KARAR VERİLDİ?

“Natürizm” olarak anacağım çıplaklık akımı, 19. yüzyılda İsviçre ve Almanya'da ortaya çıkmış. "Bu insanlar o kadar kurallara bağlı ve sıkıcı bir hayat yaşıyorlar ki bir kısmı çıldırıp soyunuvermiş işte", diye düşünmeden edemedim. E komşusu Fransız durur mu, üstelik en güzel hava, deniz kıyıları, plajlar onlarda civarda, o da soyunuvermiş ve hatta konunun turizm ayağını sahiplenmiş. Natürizm ile ilgili çeşitli kaynaklardan derlediğim bilgilere göre, sanayileşme, kirlilik, kentleşmeden bıkıp doğallığa geri dönmek isteyen bazı aktivistler, iki dünya savaşı arasında çıplak yaşayan, özgür topluluklar kurmak istemişler. “Unutulmuş bir cennet” vaat eden bu topluluklara kısa zamanda dansçılar, ressamlardan tutun bankacılara, mutsuz orta sınıfa kadar toplumun her kesiminden insan dahil olmuş.

Aktivistlerin yanı sıra, belirli Fransız doktorlar, natürizmin hem ruhen hem bedenen yararlı olduğuna dair tezler geliştirmişler. Natürist doktorlar, bedenin yabancılaşmasını sorgulayarak bedeni köleleştiren her şeyden kurtulmanın gerekli olduğunu savunmuşlar. Bir sağlık ütopyası hayali çerçevesinde, natürist alanlardaki hava banyolarının, helyoterapi seanslarının ve bitkisel tedavilerin sağlığa faydalarını sayarak bedenin ortaya çıkarılması çağrısında bulunmuşlar. Natürist plajlar, adalar, tatil beldeleri bu argümanlarla 1950'lerde giderek daha popüler hale gelirken üç tarafı denizlerle çevrili ve ılıman bir iklime sahip olan Fransa da çıplaklar cenneti haline gelmiş. Clubs du Soleil-Güneş Kulüpleri adı verilen birçok natürist kulüp açılmış ülkede. Bizim de üç tarafımız denizlerle çevrili ama bizim geniş vizyon 2024’te kadınlara özel plajlar açıp bedenleri iyice saklamaya, kutsallaştırmaya ve ayıp yasak dedikçe kadınları metalaştırmaya yetiyor. Güneşsiz bir kulüp şekerim, hep gölgede kaldık...

ÇIPLAKLAR CENNETİ

Fransa kıyılarına geri dönersek, natürist tatilin ana destinasyonu Fransa’nın Marsilya kıyısında harika bir binada yer alan, yakınlarında bir çok natürist alanın bulunduğu Avrupa ve Akdeniz Uygarlıkları Müzesi-Mucem, natürizmi sosyal bir olgu olarak keşfetmek için Paradis Naturists – Çıplaklar Cenneti sergisini tasarlamış. Sergi, sizi 1920'lerde Fransa ve İsviçre'de kurulan ilk natürist topluluklarından natürizmin günümüzde nasıl deneyimlendiğine kadar giden bir yolculuğa çıkarıyor.

“Naturist Paradise” sergisi, natürist toplulukların, derneklerin arşivlerinin yanı sıra özel ve kamuya açık Fransız ve İsviçre müze koleksiyonlarından toplanmış 600 fotoğraf, film, dergi, günlük obje, resim, çizim, kitap, baskı ve heykeli bir araya getiriyor. Akdeniz kıyısındaki Cap d'Agde'den bir zamanlar kendini natüristlerin adası ilan eden Paris yakınlarındaki Physiopolis'e kadar natürist kulüplerde, adalarda çekilen fotoğraflar, bu mekanların posterleri, broşürleri, kartpostalları, bayrakları hatta tabakları, mekanlardaki tabelalar, markaların natürizm göndermeli reklamları, çıplaklar adasına yolcu taşıyan aşırı yakışıklı balıkçı Loulou Corsaire’in afişi, natürist doktorların dev posterlere basılmış demeçleri, “Heliopolis: Paradis Naturist – Sonunda mutlu bir tatil hayalinize ulaşabileceksiniz” gibi tatil köyü reklamları arasında dolanarak bu dünyayı kavramaya çalışıyorsunuz.

Çıplaklar adasına yolcu kalmasın! Balıkçı Loulou Corsaire

İnsanlar çıplak bir halde kuaförde, benzincide günlük işlerini görüyorlar, kafede kağıt oynuyorlar, akşam danslarını ediyorlar. Böyle bir dünyanın olduğunu görmek pek acayip. İyi hoş özgürsün de mesela, ne bileyim sıcakta kıyafetlerin olmadan bir yere otursan popon yanmaz mı, sandalyenin bütün izleri vücudunda çıkmaz mı, enfeksiyon kapmaz mısın gibi ilk olarak pratik sorularla ortamı sorgularken işin bir de estetik yanı giriyor resme. Natürizm, avangard fotoğrafa 1920-30’larda avangarda fotoğrafa ilham vermiş ve Man Ray, Ergy Landau, Denise Bellon gibi fotoğraf sanatçıları natürist kamplarda fotoğraflar çekerek beden imajını farklı bir şekilde yansıtmak için fırsat bulmuşlar, ki bu fotoğraflardan seçmeler de sergide. Bunlar pek hoş, pek estetik. Ama herkes manken değil elbet; (Fransız isimlerini bize uyarlayaraktan) Ayşe Teyze’yi, Ahmet Abi’yi, küçük Ali’yi çıplak görmek, estetik olarak gözümü tırmaladı. Natürist mekanlarda da her vücut tipinde insan var haliyle. Şimdi bu kadar organı görmeye ne gerek var diye düşünüyorsun. (Doğallık çağrısı yapan sergiye girip şekilci çıktım.)

Müze, sadece natüristlerin hikayesini anlatmıyor, natüristleri çıplak bir halde bizzat sergiyi gezmeye de çağırıyor. Fransız Natüristler Federasyonu işbirliği ile müze, ayda bir gece, kapanma saatinde önce sergiyi çıplak gezmek isteyenlere kapılarını açıyor. Ayrıca şehirdeki 6 mekan da sergiye eşlik ederek nüdist sergiler sunuyor.

Sergi, “Doğacılık bugün yalnızca özgürleşme zamanına duyulan nostaljinin bir ürünü mü, yoksa hâlâ beden farkındalığı ve refahla bir ilgisi var mı? Yoksa bronzlaşma çizgilerinden kaçınarak tatil geçirmenin önemsiz bir yolu mu?” soruları ile sona eriyor. Bronzluk çizgisinin de bir havası var şimdi diyerek, son çıplak Avrupa hikayemle bu kamptan çıkıyorum... Çıplak dolanılmasına ve saunalara bayılan Almanya’da, iş sonrası saunaya gitme adeti varmış. Uluslararası bir şirkette çalışan arkadaşımın anlattığına göre, Alman olmayan çalışanlar “Müdürümü çıplak görmek zorunda mıyım ulan?” diye cinnet geçirip şirkette kim hangi saunaya kaçta gidiyor tablosu yaptırmışlar ki bari birbirlerini görmesinler. Müdürünüzü çıplak görmek için değil ama bu olguyu görmek için 9 Aralık’a kadar Marsilya Mucem’deki Paradis Naturistes sergisini gezebilirsiniz.


Irmak Özer Kimdir?

Sabancı Üniversitesi Toplumsal ve Siyasal Bilimler bölümü mezunu olan Irmak Özer, lisans eğitiminin ardından Atina Üniversitesi'nde Güneydoğu Avrupa Çalışmaları (MA) alanında ve London School of Economics and Political Science'ta Karşılaştırmalı Politika (MSc) alanında iki adet yüksek lisans programını tamamlamıştır. Kültür-sanat alanında uzun zamandır çeşitli mecralara yazılarıyla katkıda bulunan Irmak Özer, hurriyet.com.tr, Art50, Milliyet Sanat, İstanbul Life gibi önemli basılı ve çevrimiçi yayınlarda sergi değerlendirmeleri ve söyleşiler ile katkı sağlamakta ve ilgili platformlarda konuşmalar yapmaktadır. Irmak Özer, kültür-sanat alanında uzmanlaşmak için İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm bölümünü (AA) ve Koç Üniversitesi'nde Arkeolojik Varlıkların Korunması ve Kurtarılması sertifika programını tamamlamıştır. Irmak Özer İsviçre'de yaşamakta ve Uluslararası İlişkiler alanında çalışmaktadır.