Yapay zekanın neyinden korkacağız?

İşbölümü, gözetleme, denetim gibi pratiklerin asli amacı insanlara davranış dayatmaktır. Çalışan sınıflar her gün daha fazla kuklalara benziyor. Yapay zeka gibi aparatlar ise bu kuklaların ipleridir.

Google Haberlere Abone ol

Erdem İlic*

“Bugünden itibaren, resim ölmüştür.” Bu meşhur cümle, 1840’lı yıllarda ilk defa fotoğraf gören ressam Paul Delaroche’ye atfedilir. Tarih bize Delaroche’nin gördüğü imgenin bakır levhalar üzerine kaydedilen, 10 ile 20 dakika pozlama süresi gerektiren, civa buharı ile geliştirilen ve dagerotip adını alan bir siyah beyaz fotoğraf olduğunu söylüyor. Günümüze kıyasla oldukça güç üretim koşullarına sahip olan dagerotipin, gören herkesi etkileyecek kadar yeterli bir keskinliğe sahip olduğunu söylemeliyiz. Bazin’in deyişiyle imgenin mekanik yeniden üretimini sağlayan bu yeni makinenin resim sanatını bitireceğine yönelik yargının yalnızca Paul Delaroche’ye ait olmadığını tahmin etmek zor değil. Fotoğraf teknolojisinin hangi sanat ya da zanaatları, hangi meslekleri bitirdiğini araştırmak keyifli bir süreç olabilir, kaldı ki o günden bu güne ölü mesleklerin uzun bir liste oluşturduğu hepimizin malumu.  Örneğin Delaroche bu sözü söylediğinde doğduğu şehir olan Paris’te gazyağı ile çalışan sokak lambalarını yakmakla görevli insanların varlığı popüler bir tarihsel anlatıdır. Buna karşın lambayı yakanların aynı zamanda söndürme görevi olması gerektiği ise çok akla gelmiyor gibidir. Yağ değişimi, bakım onarım gibi işleri de ekleyince, yalnızca Paris değil Batı’nın bir çok başkentinde varolan bu mesleğin vardiya sistemi ile işleyen geniş bir istihdam alanı olduğunu söylemek gerek. Buna karşın düşük vasfı nedeniyle meslek sözünün çağrışımını yeterince karşılayamadığını da eklemeliyiz. Vasıf konusuna döneceğiz.

İCADIN METODUNUN İCADI

“On dokuzuncu yüzyılın en büyük icadı” diyordu Alfred North Whitehead “icadın metodunun icadıdır” (aktaran Bell, 1973). Sorsak, yapay zekadan alamayacağımız türde bir cevap. Ama işin acıklı kısmı düşüncenin kırıntısına bile düşman kesilmiş, ezberden ötesine dayanmayan, normatif olandan sapmadan yapılan atraksiyonları yaratıcılık zanneden bir eğitim sistemi sayesinde artık insandan da alamayacağımız, alsak bile anahtarında bulunmadığından sıfır vereceğimiz bir cevap artık. Oysa Whitehead’in önermesi buharlı makineden televizyona, bu icatlar yüzyılı hakkında listelemenin ötesinde bir perspektif içeriyor. Buna karşın icadın metodunun icadına sebep olan kuvvetlerin de açıklanmaya ihtiyacı var.  Oysa tam da burada bu ihtiyacı gidermeye çalışmak yerine sıklıkla, akademik literatürde teknolojik belirlenimcilik adını alan tuzağa düşeriz. Raymond Williams, “her yeni teknoloji zihinlere teknolojik belirlenimcilik bulaştırır” der (1989: 125). Bulaş nedeniyle teknolojiyi kendinden menkul bir kuvvet olarak olarak anlar, onu belirleyen kuvvetler karşısında körleşiriz. Böylece teknolojiye bağımsız bir hareket ve kendine özgü bir rasyonalite atfeder, onu toplumsal değişimde egemenlik ilişkileri kuran bir güç odağı olarak görürüz (Timisi, 2003: 34-37). Ancak bu perspektif, teknolojinin siyasal rasyonaliteden, egemen ethostan ve çağdaş sermayenin etkinliğinden bağımsız ve tarafsız bir güç olarak ele alınamayacağını görmez. Bu nedenle yapay zeka teknolojilerini başımıza geleceklerin bir sebebi, başlangıcı ya da aktörü olarak gören her yaklaşım olacaklar konusunda yanılgıya düşer. Bu yazılımları kapitalist sermayenin büyümesi amacıyla üretimleri kitleselleştirmek, standart hale getirmek, pazara yeni ürün sürmek gibi amaçlarla durmaksızın kafa yorulmuş olan işbölümü ve onun yönetimi, ölçek ekonomileri, inovasyon ve otomasyon süreçlerinden doğmuş bir araç olarak görmeliyiz. Dolayısıyla yapay zekayı sofistike bir otomasyon teknolojisi olarak ele alabiliriz.

EMEK NASIL VASIFSIZ HALE GELDİ?

Otomasyona tabi tutulan bütün süreçlerin de yeni bir denetim mekaniğini devreye soktuğunu vurgulamak gerekir.  Bu durum emek süreçlerinde vasıf ve denetim konuları ile yakından ilgilidir. Vasıfsız emeğin üretim tarzlarına içkin yapısal bir konu olduğunu biliyoruz. Bir tanesinin üretilmesi için işin on sekiz parçaya ayrıldığı, böylece en az on sekiz parça işçinin kullanıldığı Adam Smith'in (2007: 28) meşhur toplu iğne üretimi örneğini hatırlamak yeterlidir. Burada bütün amaç üretimi standart hale getirmek ve nicel olarak arttırmaktır. En önemli sonuçlardan biri ise işi yalnızca iğnenin ucunu sivriltmek ya da topuzu lehimlemekten ibaret olan vasıfsız işçinin imalidir. İğne örneği dışında asıl yaygın olarak uygulanan ve literatüre Taylorizm olarak geçen F.W. Taylor'un Bilimsel Yönetim İlkeleri adını verdiği bütünsel uygulama esaslarıdır. Özellikle sanayi döneminde fabrikalarda etkin bir şekilde uygulamaya konulan Taylorcu ilkeler, tasarım ve üretimi birbirinden ayırır, işi mümkün olan en küçük parçalara böler, böylece bütün bir süreç üzerinde kesin bir denetim sağlar. Düşük vasıflı emek programlarının işçiler üzerinde son derece yıkıcı sonuçları olmuştur. Ustalık ve zanaatkarlık kitlesel üretime feda edilmiş, kısa sürede eğitilebilen işçi gerektiğinde yenisi ile değiştirilebilecek basit bir parçaya dönüşmüş, işçinin imgelemi sürecin bütününü kavrayamayacak hale getirilmiştir. Dahası Harry Braverman işçi sınıfının mücadele tarihinde ücretler, güvence, çalışma süresi gibi konuların öne çıkarak emek-süreci üzerindeki “denetimi kapitalist ellerden söküp alma arzusunu ve hevesini” (2008: 43) giderek kaybettiğini vurgular. Oysa bu denetim Braverman’ın da vurguladığı gibi sermaye için ex maxime momenti(1) bir meseledir.

BÜTÜN PARADİGMALAR HIZLA ENFORMATİKLEŞİYOR

Buna karşın bu tür uygulamaların, toplumların endüstriyel paradigmalardan uzaklaşmasıyla birlikte terk edilmekte veya dönüşmekte olduğuna veya krize girdiğine yönelik argümanların sayısında artış görüyoruz. Bunun sebebi ise yerküre düzeyinde gerçekleşmekte olan dönüşümlerle ilgilidir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı toplumları sanayi dönemi paradigmaları ile açıklanması giderek zorlaşan bir dönüşüm süreci içine girdi. Sınai üretim tarzları, mavi ve beyaz yakalı emek ayrımı gibi konular, yerini yeni kavramlara bırakmak zorunda kalıyor. Emek süreçlerinde ayrımları eskisi kadar kolay yapamıyor, gri yaka, prekarya gibi yeni tanımlama çabaları ile karşılaşıyoruz. Seri üretim bantlarının yerini modülerlik, inovasyon rejimleri, hizmet ekonomileri, karmaşık bağlantılılık gibi yeni fenomenler alıyor, tasarım ve üretim yerküre düzeyinde birbirinden uzaklaşırken üretimden dağıtım ve tüketime bütün paradigmalar hızla enformatikleşiyor. Endüstriyel kapitalizm, vasıflı ve vasıfsız emek ayrımları oluşturmuşken, günümüzde vasıfsızlaşma bütün meslek dallarına kalıcı bir pandemi gibi bulaşıyor. Bu durumun kapitalist makinenin geçirdiği dönüşümle birlikte gerçekleşen yapısal bir süreç olduğunu görmek önemlidir. Çünkü denetim ve vasıf arasında çok dolaysız ama ters orantılı bir ilişki vardır. Kapitalizmin geçirdiği dönüşüm başkalaşım seviyesindedir ve Gilles Deleuze’ün (1992) tanımladığı Denetim Toplumları’nı inşa etmektedir. Yapay zeka teknolojilerini de tam da bu eksen üzerinden tanımlamalıyız. İşe koyulduğunda insani inisiyatifi insanın elinden alacak bu sistemler, gizlilik hakkını da tasfiye ederek kimsenin vazgeçilmez olamayacağı karmaşık denetim mekaniklerini devreye sokma potansiyeli taşıyor.

YAPAY ZEKA VE PANOPTİKON

Tam da burada istihdam kaygısıyla “işimiz elimizden alınacak mı?” sorusundan daha önemli sorular gözden kaçıyor: Örneğin yapay zeka yazılımları kurumsal kaynak planlanma yazılımlarında örneklerini gördüğümüz gibi halihazırda çalışanlar üzerinde oldukça etkili denetim mekanikleri uygulayan iş yönetim sistemlerine entegre edildiğinde ne olacak? Asıl amacı insanlara belli davranışları dayatmak(2) olan dijitalleşmiş ve yapay zekanın gözü olmaya başlamış gözetleyici panoptik sistemler polis pratikleri ile karşılaştığında ne olacak? Saf piyasa mantığını tek egemenlik ve hakikat biçimi olarak dayatan neoliberal yönetimsellik, kendi rasyonalitesini algoritmaların oluşturucu ögesi olarak kullanırken, özneyi bir beşeri sermaye yatırımı olarak inşa etmek isteyen ve hayatın bütün bileşenlerini bir portföy olarak tasarlayan egemen akıl, insanlara performans yöneticisi olarak yapay zekayı atadığında ne olacak? Sorular arttırılabilir, arttırılmalıdır.

Vasfın ölçümünün zorluğuna vurgu yapan, örneğin servis şoförlüğü gibi bir mesleğin yarı vasıflı statüde değerlendirildiğini belirten Braverman’ı bir kez daha alıntılamak isterim. Niteliğin, yani kapitalizmin icadından bugüne elimizden kayıp giden bir olgunun ölçümünün içerdiği zorluğun sebebi tam da bu kopma olmalı. Öte yandan, bilumum makine operatörlüğü,  market kasiyerliği, yolda rayda aynı güzergahın şoförlüğü, temizlik işçiliği gibi üretimden hizmete binlerce iş kolunun kişinin bedensel, bilişsel, zihinsel kapasitesini felç edip insanı insanlığından çıkaran yönü en az istihdamın niceliği kadar önemli bir sorun değil mi? Kültürel ürünlerin üretiminden akademik yazarlığa, sağlık hizmetlerinden eğitime, emeğin her türünün içine düştüğü vasıfsızlaşmanın radikal bir muhasebesini yapmak gerekmiyor mu? Bir sunumun içeriği ya da bir senaryonun olay örgüsü otomasyon teknolojileri tarafından da üretilebilir duruma gelmiş, resmi tıbbın ayırt edici tanıları algoritmalara indirgenmiş, bir akademik metin botlarla yazılabilir hale gelmişse en az istihdam kadar onun niteliği sorunu ile de ilgilenmek gerekmiyor mu? 

Bu sorunlar göz ardı edilirse yaşanacakları kestirmek zor değil. Metaforları seviyoruz madem bir metaforla bitirmeme izin verin: İşbölümü, gözetleme, denetim gibi pratiklerin asli amacı insanlara davranış dayatmaktır. Çalışan sınıflar her geçen gün daha fazla kuklalara benziyor. Yapay zeka gibi aparatlar ise işte bu kuklaların ipleridir. 

* Dr. Öğr. Üyesi Başkent Üniversitesi, İletişim Fakültesi


NOTLAR:

(1) ex maxime momenti (Lat.): en önemli olan

(2) Davranış dayatmak, Deleuze’ün (2013), Foucault tarafından derinlemesine analizi yapılan panotik cezaevlerinin mahkumlar üzerindeki işlevine yönelik yorumudur

Kaynakça:

Bell, D., (1973), The Coming of Post-İndustrial Society : A Venture İn Social Fore-Casting, New York: Basic Books.

Braverman, H., (2008), Emek ve Tekelci Sermaye, (çev.) Ç. Çidamlı, İstanbul: Kalkedon.

Deleuze, G., (1992), “Postscript on the Societies of Control”. October,  (59), 3-7

Deleuze, G., (2013), Foucault, (çev.) B. Yalim, E. Koyuncu, İstanbul: Norgunk

Smith, A., (2007). An Inquiry into The Nature and Causes of The Wealth of Nations. New York: Metalibri.

Timisi, N., (2003). Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi. Ankara. Dost.

Williams, R. (1989). İkibin'e Doğru. İstanbul: Ayrıntı.